1 Mayıs 2026 ve Sınıf Hareketi Değerlendirmesi

 Ertuğrul Bilir - 04.05.2026

Foto: Birgün, 1 Mayıs 2026 Kadıköy

Foto: sendika.org, 1 Mayıs 2026 Mecidiyeköy

1 Mayıs’ta Türkiye genelinde, en az 60 ayrı ilde 80’den fazla kitle eylemi (miting, basın açıklaması, yürüyüş vb.) yapıldı. Takip ettiğim yayın organları bu sene katılım rakamları konusunda daha az bilgi vermiş olmakla birlikte (yayın organlarının verdiği rakamlar, eylemlerin resim ve videolarından tahminen yapılan çıkarsamalar vb.) eylemlere katılım 200-250 bin arası olarak tahmin edilebilir. Bunların içinde yer alan, Türk-İş’in Edirne’de, Hak-İş’in Bursa’da, Memur-Sen’in Çorum’da yaptığı mitinglerin (kısaca “iktidar yanlısı ve gerici sendikal odaklar” diyebiliriz) toplamda 20-30.000 arası bir katılımla gerçekleştiği anlaşılıyor. İçişleri Bakanlığı da 80 ilde yapılan 195 etkinliğe 226 bin kişinin katıldığını açıkladı.

İstanbul’da DİSK-KESK-TMMOB-TTB’nin düzenlediği miting 20 bin civarında bir katılımla gerçekleşti. “Birleşelim, Değiştirelim” sloganı çerçevesinde örgütlenen, sloganın hoş ama içi boş olduğu bir süreç yaşandı. İşçi sınıfı ve halk kitlelerini bir hedefe yönlendirecek bir çalışma yürütülmedi. DİSK üyesi sendikalardan BMİS’in, bu sene Gebze şubelerinin Gebze mitingine katılması gibi nedenlerle geçen yılın yarısından daha az bir katılım sağladığı, Genel-İş ve Lastik-İş’in katılımının ise bir miktar artmış olduğu görünüyordu. Kadıköy mitingine TÜMTİS geçen yıl olduğu gibi bu sene de birkaç yüz işçiyle katıldı, ayrıca Türk-İş’e bağlı sendikalardan Sağlık-İş ve Teksif de, daha zayıf şekilde de olsa, eylemde yer aldı. Geçen yıl Kadıköy mitingine katılan gruplardan TKP bu sene Kartal’da ayrı miting yaparken TİP ise Taksim çağrısı yaparak Mecidiyeköy’deki eylemde yer aldı. Ayrıca geçen sene 19 Mart sonrası güçlenen öğrenci hareketinin yansımasıyla Kadıköy’de 1.000-1.200 kişilik bir öğrenci korteji varken bu sene böyle bir kortej oluşmadı. Miting hazırlığının ve konuşmaların bir odak gündem oluşturmamasının da etkisiyle pek iz bırakmayan rutin bir eylem gerçekleşti.

Taksim çağrısıyla yapılan eylemlerde Mecidiyeköy, Boğaz Köprüsü, Beşiktaş ve çevre bölgelerde toplamda 570 civarında gözaltı gerçekleşti. Mecidiyeköy’de yapılan eylem 1.500-2.000 kişinin toplanabildiği, geçen yıla göre kitlesel, daha derli toplu bir eylem oldu. Geçen yıl da Taksim çağrısı yapan grupların bu sene daha organize bir çalışma yürütmesinin yanında, TİP’in de Taksim çağrısı yaparak buradaki eyleme katılması sonucunda ve ısrarlı bir direnişle Mecidiyeköy’de fiili ve meşru bir 1 Mayıs eylemi gerçekleştirildi. Mecidiyeköy’de yapılan eylem, Taksim’e yürüyüş konusunda ısrar edilmeyerek, eylem inisiyatifi tarafından bitirildi. Gözaltılar gece saatlerinde ifade işlemleri tamamlanarak sabaha kadar serbest bırakıldı. Mecidiyeköy eylemi genel olarak başarılı bir eylem olmanın yanında, eyleme nispeten kitlesel ve kararlı katılan TİP ile Umut-Sen, Enerji-Sen gibi çevrelerin öne çıktığı bir eylem oldu.

İzmir 1 Mayıs mitingi, 25-35 bin kişilik olduğu belirtilen bir katılımla bu senenin en kalabalık 1 Mayıs eylemi gibi görünüyor. Bu mitinge Türk-İş üyesi sendikalar da katıldı. Gözlemlere göre, bu şehirde en güçlü sendikal örgütlenme olan Genel-İş’in katılımında zayıflama var. Ankara’da DİSK, KESK, TMMOB, TTB’nin çağrısıyla Tandoğan’da yapılan eyleme 10-15 bin civarında bir katılım olduğu görülüyor.

TKP, geçen sene 4’lüye yönelttiği eleştirilerin ardından bu sene 4 ilde bağımsız mitinglerle gerçekleştirdi. İstanbul’daki mitingi Kartal’da yaptı. Görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla bu eyleme 3-4 bin civarında bir katılım gerçekleşti. TKP ayrıca Ankara, İzmir ve Adana’da da bağımsız eylemler yaptı. Görüldüğü kadarıyla diğer illerde de yapılan eylemlerde TKP yer almadı.

Nisan ayının ikinci yarısında işçi sınıfı hareketinin ve toplumsal muhalefetin ana gündemlerinden olan Doruk Madencilik direnişi, kararlı bir mücadelenin kazanımlar sağlayabileceğini gösterdi ve toplumsal muhalefete moral verdi. Yine Umut-Sen çevresi tarafından geçen aylarda gerçekleştirilen Migros Depo ve Polyak direnişleri de geçtiğimiz yılın önem taşıyan işçi eylemlerinden oldu. Doruk Madencilik direnişi 1 Mayıs’tan hemen önce başarıya ulaştığından dolayı, çeşitli illerde baretlerin yere vurulduğu katılımların olması ve Ankara’da Doruk Madencilik işçilerinin mitingin odak noktası olması dışında görünür bir yansıması olmadı. Bu direnişin olumlu etkilerinin önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını umuyorum. Öte yandan bu direnişlerin mücadeleye katkıları ve sınırlılıkları üzerinde de tartışmaya devam etmekte yarar var.

İstanbul’daki ve Türkiye genelindeki 1 Mayıs eylemleri sonuçları itibariyle değerlendirildiğinde, Nisan ayında yazdığım “1 Mayıs 2026 İçin Düşünceler” başlıklı yazıdaki değerlendirme ve öngörülerde önemli bir değişiklik gerektirmiyor. Özetle, DİSK’in başını çektiği, KESK, TMMOB ve TTB’nin yer aldığı “Dörtlü” toplumsal muhalefeti temsil yeteneğini giderek kaybediyor ancak henüz bu temsiliyetin yerini alabilecek bir inisiyatif odağı ortaya çıkamamış durumda. Bunun göstergelerinden birisi de, İstanbul’da bu kurumları suçlayarak ayrı bir inisiyatif geliştirmeye çalışan kurumların -TKP hariç- Türkiye’nin diğer illerinde, yine çekirdeğini bu kurumların oluşturduğu eylemlere katılmak durumunda kalmasında görünüyor. Dolayısıyla “DİSK, KESK öldü/ aşıldı” veya “DİSK ile Türk-İş’in artık farkı yoktur” gibi değerlendirmeler fazlasıyla aceleci olarak yapılan ve bu nedenle yanlış değerlendirmeler. Kadıköy eylemi ve Türkiye genelinde (en azından büyük şehirlerde) yapılan eylemler bu kurumların halen önemli bir örgütlülük, meşruluk ve temsiliyet etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye sosyalist hareketi henüz bu kurumların dışında, çağrısına uyulan genel bir odak oluşturamıyor. Siyasal düzeydeki birlikler ancak kendi kitlelerini harekete geçirirken, sendikalar ve kitle örgütleri düzeyindeki girişimler de istikrar kazanmıyor ve geniş kitle eylemleri gerçekleştiremiyor.

Türkiye, faşizmin kurumsal olduğu, siyasal baskının yoğun olduğu bir ülkedir. İktidar, toplumsal muhalefetin zayıflıklarının da sağladığı olanaklarla, “kontrollü bir baskı” siyaseti izleyerek siyasal ve toplumsal muhalefeti denetim altında tutabilmektedir. Bir yandan çeşitli demokratik eylemler gerçekleştirilebilmekte öte yandan çok sudan nedenlerle gazeteciler, sendika yöneticileri tutuklanabilmektedir. İktidar, kendi politikaları çerçevesinde belirlediği konularda hiçbir hukuk, mahkeme, Anayasa Mahkemesi kararı vb. tanımayıp meşru eylemleri engellemekte, öte yandan bazen bir adım geri atarak bekleyebilmektedir. Bir yandan Kürt yurtsever hareketinin temsilcileriyle görüşmeler yapılırken sosyalist gruplara yapılan operasyonlarda sendikal ve demokratik alanlarda mücadele eden çok sayıda sosyalist tutuklanmakta, DEM Partili ve CHP’li belediyelere kayyım vb. uygulamalar devam etmektedir. Bu belirtilen noktalardan hareketle “her şey iktidarın kontrolü altında” sonucuna ise varılmamalıdır. Güçlü ve tüm devlet kurumlarını kontrolü altında tutan, hukuku kendi amaçları için bir araç olarak kullanabilen bir iktidar olmakla birlikte toplumsal temeli zayıflama içinde olan bir iktidar söz konusudur. Türkiye toplumsal muhalefeti teslim olmuş değildir. CHP, 19 Mart sürecinde, toplumsal muhalefetin de aşağıdan gelen katkısıyla, önemli bir direnç noktası oluşturmuştur. Muhalefetin içinde çok sayıda çelişki söz konusudur. Böylesi bir ülkede ve ortamda, ilerici siyasal ve toplumsal hareketler ancak “faşizme karşı omuz omuza” olmayı sağlayabildikleri ölçüde başarılı olabilirler. İlerici toplumsal muhalefet güçlerinin kendi içinde mücadele, doğal olarak, sürecektir. Sarı ve gangster sendikalara açık tavır alınmalıdır ancak dinamizmini yitirerek bürokratikleşen, hantallaşan yapılar onlarla aynı kefeye konulmadan mücadele edilmelidir. Özellikle CHP’nin tutarsızlıkları ve yanlışları, sendikal (ve meslek örgütlerindeki) bürokrasinin yanlışları ile mücadele önem taşımaktadır ancak bu mücadele faşizme ve emperyalizme karşı mücadelenin önüne geçmeyecek şekilde verilmelidir.

İşçi sınıfı hareketinin ekonomik-demokratik, kitlesel alan örgütlenmeleri açısından önümüzdeki dönemde bir yandan ilerici emek ve meslek örgütleri içinde (hatta Türk-İş’e bağlı bazı sendikaların da içinde), bir yandan dışında alternatif arayışları devam edecektir. Bu “arayış” sürecinin bir sıçramaya yol açması kolay değildir. Sosyalistler, tüm alanlarda mücadeleye devam etmekle birlikte “sınıf mücadelesinin önceliği” bakış açısıyla hareket etmeli, bir yandan “ideolojik mücadele” yürütmeli öte yandan sınıfsal temelli örgütlenmeleri güçlendirmeye çalışmalıdır.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Devrimci Gençlik 50 Yaşında