1 Mayıs 2026 İçin Düşünceler

Ertuğrul Bilir / 17.04.2026


1 Mayıs 2026’ya ilişkin tavırlar yaklaşık olarak netleşti. Bu gündemde “netleşti” derken aslında 1 Mayıs’ta öne çıkacak slogan ve talepler, Türk-İş’in DİSK vb. ile hareket edip etmeyeceği (mevcut şartlarda zaten pek beklenmiyor), ülkenin değişik yerlerinde yapılacak eylemler vb. ihtimallerden söz edilmiyor. Netleşen şey, İstanbul’da, başını DİSK’in çektiği emek ve meslek örgütlerinin Taksim’de ısrar edip etmeyeceği konusuydu. Diğer illerde ne yapılacağı gibi konular bu tutumun yanında tali kalıyor.

4’lü (DİSK-KESK-TMMOB-TTB) grup (veya ilerici emek ve meslek örgütleri) İstanbul’da Kadıköy’de miting yapma kararını ilan etti. Bu örgütlerin yaşadığı etki ve güç kaybı yanında, 19 Mart 2025 sonrası ortaya çıkan kitle dinamizminin geri çekilmiş durumu, TİP’in Taksim, TKP’nin 4 ayrı ilde miting yapma kararı, siyasal grupların bir kısmının Taksim’de eylem yapma kararıyla birlikte düşünüldüğünde bu örgütler iyice zayıflamış bir 1 Mayıs mitingini göze almış durumdalar. Geçen yıl Kadıköy’de yapılan mitinge 35-40 bin kadar bir katılım olmuştur. Bu sene muhtemelen bu katılım 20 bin civarına düşecektir. Aslında bir yandan da bu örgütler zımni olarak “bizden toplumsal muhalefete öncülük yapmamızı beklemeyin, başınızın çaresine bakın” demiş oluyorlar.

Söz konusu 4 örgüt sadece CHP’nin veya sosyalist soldaki 1-2 grubun yönetiminde olmadığına göre aslında farklı siyasal grupların da tavrı kısmen bu kararda yansımış oluyor. Söz konusu olan gündem “1 Mayıs” olduğunda, Türkiye’deki 1 Mayıs’ın özgün tarihinden dolayı, belirleyici olanın DİSK olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Bu örgütlerden birisinin alt birimlerinin (örneğin DİSK üyesi ve biraz örgütlü olan bir sendikanın) mevcut teamüllerle üst örgütüne rağmen tavır alması pek beklenmez. Ancak örneğin DİSK bu yönde düşünse bile, TTB’nin veya TMMOB’nin “biz bu sene bu ekiple hareket etmeyeceğiz” demesi mümkün iken böyle bir tavır almamaktadır. Bu durumda bu örgütler ve bu örgütlerin yönetiminde etkili olan siyasal gruplar açısından da bu durumun bir tercih olduğunu, bu kurumların bir “kurban” olmadığını kabul etmek gerekir.

Son 10 yılda giderek belirginleşen bir gerçek şudur: DİSK, mevcut gidişle, işçi sınıfının soldaki örgütlenmesinde 1960’ların sonları, 70 ve 90’lardaki etkisini sürdüremeyecek, başka inisiyatif merkezleri gelişecektir. DİSK’te belirleyici olan sendikalar ve mevcut DİSK yönetimi adeta bu durumu hızlandırmaya çalışmaktadır. Sonuçta DİSK de her örgüt gibi bir dönemin ihtiyacını karşılayıp başka dönemin ihtiyacını karşılayamadığı için tarihe karışabilecek bir örgütlenmedir.

Sorun ve bugünün 1 Mayıs tavrında önem taşıyan nokta şudur: Alternatif örgütlenme uç vermiş midir? 1 Mayıs’ı Taksim’de yapmak için oluşturulan inisiyatiflere destek vermek bu konuda bir ilerleme sağlar mı? Benim buna cevabım, son 5-6 yılda olduğu gibi, bu sene de “Hayır, henüz değil” şeklindedir.

DİSK, sosyalistler açısından hiçbir zaman tartışılmaz bir kurum olmadı. Şimdiden bakıldığında “altın çağ” gibi görünen dönemde de sosyalistlerin bir bölümü DİSK’i reformist, revizyonist vb. şekillerde eleştirmekteydi, DİSK’e kabul edilmedikleri veya kendi tercihleri nedeniyle alternatif sendikalarda çalışma yapan gruplar vardı. Örneğin 1960’ların Yapı İşçileri Sendikası (YİS) DİSK üyesi değildir, farklı bir tarzı temsil etmektedir. 1974 sonrası dönemde de değişik sosyalist gruplar Türk-İş üyesi sendikalarda faaliyet göstermenin yanında bağımsız sendikalar da kurmuşlardır. Bu sendikalardan Devrimci Metal-İş gibi bazıları farklı işyerlerinde (Philips, AEG-ETİ, Nevtron, Kavel vb.) örgütlenmiş ve 3 bin civarında üyeye ulaşmıştır. Bir karşılaştırma yapalım: O dönemde DİSK/Maden-İş sendikasının 100 bin civarında üyesi vardır. Otomobil-İş sendikası da dönemin bağımsız sendikalarındandır ve 12 Eylül darbesinden sonra eski DİSK üyesi işçilerin bir kısmının adresi olmuştur. Ülke barajı vb. engeller olmadığından dolayı bir veya birkaç işyerinde örgütlü olan sendikalar kurulup hayatta kalabilmekteydiler. DİSK’in kapalı kaldığı 1991 sonuna kadar olan süreçte hem Türk-İş’e bağlı sendikalarda hem de bağımsız sendikalarda örgütlenmeler olmuştur. DİSK yeniden açıldığında da, eski DİSK üyesi işyerlerinin birçoğu da, değişen yasal, siyasal ve sendikal iklimde, tekrar DİSK’e bağlı sendikalara dönmemişler veya dönememişlerdir. Ancak bütün bu değişik girişimlere karşın sosyalist hareketin sendikal alandaki odak noktası, 1977 sonundan itibaren sosyal demokratların başkanlığında ve yönetim ağırlığı altında yönetilen DİSK olmuştur. Ancak artık bu durum, DİSK’i uzun yıllardır kendi peşinde sürükleyen Genel-İş, Lastik-İş, Teksil ve DİSK yönetiminin de tercihleriyle, sona ermektedir. Bugün için DİSK’e bir alternatifin oluşmasının önündeki engel DİSK’in kendisi değil, bir alternatif oluşturma ihtimali olanların sınırlılıklarıdır.

Mevcut sendikal merkezlerin dışında odaklar oluşturma girişimleri hep olmuştur. Son 10 yılda birbirinden değişik ama yine de benzer bileşimlerle oluşturulan çeşitli girişimler şimdiye kadar sonuç alıcı olamamıştır. Kendi alanlarında ciddi örgütlenmeler oluşturamayan yapıların bir araya gelmesi bir odak oluşturmaya yetmemektedir. Örneğin, 2017 sonlarında yapılan toplantıların ardından 300 kişilik kitlesel bir toplantıyla kurulan “Birleşik Emek Hareketi Koordinasyonu” birkaç ay varlığını sürdürdükten sonra ortadan kalkmıştır. Yine değişik sendikal yapılar, işçi dernekleri ve siyasal grupların 2022 yılında oluşturduğu “İşçi Emekçi Birliği” adlı oluşum zaman zaman bazı eylemler düzenlemiş ancak en kalabalığı 1.000 kişi civarında olan mitingleri aşan bir güç ve etki oluşturamamıştır. Şu anda bir alternatif için bakılabilecek tek yer, zaman zaman “mücadeleci sendikalar” adını kullanan veya bu şekilde anılan sendikalardır. Bu sendikaların bir kısmı DİSK üyesidir (Enerji-Sen, biraz ayrı yerde duran Devrimci Yapı-İş ve Limter-İş gibi) ve DİSK üyeliğinden ayrılma doğrultusunda bir eğilimleri görünmemektedir. Bu sendikalar içinde, zaman zaman tekil direnişler yapan bazı oluşumlar olsa da, belirli bir örgütlülük oluşturabilen yapılar Umut-Sen’in parçası olan yapılar (DGD-Sen, Bağımsız Maden-İş, PTT-Sen) ile İnşaat-İş ve Öğretmen-Sen’dir. Bu sendikaların, mevcut sendikal çürümüşlük ortamı göz önünde tutulduğunda, olumlu yanları olsa da, kendi alanlarındaki örgütlülükleri ve genel bir harekete öncülük edebilme yetenekleri çok sınırlıdır.

2025’te Taksim çağrısı yapan gruplar bu sene de “1 Mayıs 2026 Taksim İnsiyatifi” oluşturarak bir çalışma yürütüyorlar. Geçen seneden kazanılan deneyimle bu sene daha sistemli bir çalışma olduğu görülebiliyor. Bununla birlikte 19 Mart sonrası ortaya çıkmış olan kitle hareketinin benzerinin var olmadığı güncel şartlar ise bir dezavantaj olarak duruyor.

Az çok kapsamlı ve doğru stratejik yaklaşımlarla, kapsayıcı tavırlarla gelişmeyen ataklar mevcut sınırlı enerjiyi artıramamaktadır. İşçi sınıfı hareketini merkezde gören bir sosyalist olarak, devrimcilerin günlük çıkışlarla bir yol bulmaya çalışmasındansa daha köklü çözümler araması gerektiğini düşünüyorum.

1992’de İstanbul’da Valilik tarafından izin verilen ilk yasal 1 Mayıs’tan itibaren, başta DİSK olmak üzere emek ve meslek örgütlerinin birleştiriciliğinde yapılan 1 Mayıs eylemlerinde yer almış bir gelenekten geliyorum. Bütün bu süreçlerde değişik gruplar da, benim içinde olduğum yapılar da farklı arayışlar içinde oldu. Sendikal merkezlerin daha radikal tutumlar almasını sağlamaya çalıştık. Değişik gruplar zaman zaman, ortak eylemlerin dışında girişimler yaptılar, biz bu girişimlerde yer almadık. Bu tavrın doğru olduğunu düşünüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi sendikal merkezler o dönemden daha da geri durumda olmakla birlikte sosyalist gruplar da mücadelede ciddi bir ilerleme sağlayamamış durumdadır.

Bu tespit ve gözlemler çerçevesinde benim eğilimim, yanlışlıklarına ve eksiklerine rağmen, henüz demokratik toplumsal muhalefetin temsilcisi olmaya devam eden (başta DİSK olmak üzere) 4 örgütün çağrısına uymak yönündedir. Yine de gelişmeleri ve tartışmaları izlemeye devam edeceğim.

Umarım hem, Kadıköy başta olmak üzere, ülkenin birçok yerinde yapılacak olan 1 Mayıs eylemleri hem de Taksim’e yönelecek gruplar benim şu anda tahmin ettiğimden çok daha başarılı olurlar. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Devrimci Gençlik 50 Yaşında