Devrimci Hareket’in “56 Yıllık Onurlu Mirasın Taşıyıcısıyız Gevezelikleri Reddediyoruz!” Yazısına Cevap
Ertuğrul Bilir
29 Mart 1989’da İstanbul
Pangaltı’da Devrimci Gençlik tarafından yapılan gösteride asılan pankart
(Milliyet, 30.03.1989)
14 Kasım 2025 tarihinde yayımladığım
“Devrimci
Gençlik 50 Yaşında” başlıklı yıl dönümü yazısı hakkında, Devrimci
Hareket dergisinin Aralık 2025 tarihli 58. Sayısında (s. 88-89) “56 Yıllık
Onurlu Mirasın Taşıyıcısıyız Gevezelikleri Reddediyoruz!” başlıklı bir
eleştiri yayımlandı. Yazının yayınlandığı sayfanın üstünde “Devrimci Yol’da
Devrimci Gençlik” yazıyor. Bu yazıda söz konusu yazıya cevap yer alıyor.
Devrimci Hareket dergisindeki
yazının itirazlarını şöyle özetleyebiliriz:
- Ertuğrul, Devrimci Yol tarihi yazarak ilgi ve para kazanmaya çalışıyor.
- THKP-C ve Devrimci Yol
geleneklerinden gelen insanlar hiçbir “savrulma” yaşamadı.
- THKP-C’deki ayrılık hiç etkili
olmadı,
- THKP-C davasından yargılananlar
içinde saçma, gerici, sağ sapma görüşleri savunanlar olmadı
- Eski THKP-C’lilerin bir
bölümünün öncülük yaptığı Halkın Yolu ayrılığı kimseyi etkilemedi
- Devrimci Yol hiç kimsenin
düşüncelerinin etkili olduğu bir yapı değildi.
- Ertuğrul bazı tarihi olayları
keyfine göre seçiyor.
Cevap veriyorum...
İlgi ve Para Kazanma Meselesi
“Tarih yazımı değil kolaycılık
ve sorumsuzluk” (Devrimci Hareket, S. 58, s. 88)
“Daha önce Devrimci Yol
tarihini yazmaya kalkıp yüzüne gözüne bulaştıran Ertuğrul Bilir, “Devrimci
Gençlik 50 Yaşında” diye bir yazı kaleme almış.” (Devrimci Hareket, agy)
“Yüzüne gözüne bulaştırmak”
iddiasını ileri süren, iddiasının kanıtlarını ortaya koyar. Sanırım 2024
yılında yayınlanan “Darbeden Sonra Devrimci Yol. 1980-1992” kitabımdan söz
ediyorlar. Belki, Devrimci Yol üzerine yazılmış çeşitli kitaplara dönük
yazdığım değerlendirmelerden de söz ediyor olabilirler, kestirmek zor. Devrimci
Hareket’in kitap yayınlandıktan sonraki yazısı çok az noktaya değinen, “Devrimci Yol tarihini herkes yazamaz” şeklinde özetlenebilecek boş
böbürlenmeden ve Devrimci Yol hakkında yazı ve kitap yazanları Devrimci Yol
üzerinden ilgi ve para kazanmaya çalışmaya suçlamaktan ibaret bir yazıydı. Konumuz
söz konusu yazı olmadığı için, yazı hakkında fikir verebilmek amacıyla
aşağıdaki cümlenin yeteceğini düşünüyorum:
“Bu metalaştırma ve özelleştirme yayınevine belki para,
yazara da ilgi ve para kazandırabilir ama kaybettireceği şeyler inanıyoruz ki
çok daha fazla olacaktır.” (Devrimci
Hareket, 30 Ocak 2024)
Arkadaşlar devrimci hareketin
tarihi üzerine yıllarca emekle yazılan bir kitaptan ne kadar para
kazanılacağını ve ne kadar ünlü olunacağını düşünüyorsa artık … Geçelim.
“Savrulma” meselesi
“Kendisi durduğu kişisel/öznel
koordinatı artık ne kadar önemsiyorsa etrafta ve geçmişte sürekli olarak
“savrulma” halleri görüyor! Metinde tam 5 kez “savrulma” kelimesi geçiyor.” (Devrimci
Hareket, agy)
Ben saymamıştım, arkadaşlar
yazınca baktım gerçekten de 5 kez “savrulma” kelimesi geçiyormuş. “Devrimci
Hareketçi arkadaşlar niye bu ifadeden bu kadar rahatsız oldular acaba? Onlarla
bağlantı kurulacak bir şey mi var?” düşüncesiyle kontrol ettim. Savrulma
kelimesini 3 kez 1974-75 dönemindeki genel durumu tanımlamak için kullanmışım.
Arkadaşlar acaba o dönemde hiç savrulma olmadığını mı düşünüyorlar? Yazılarının
ileriki bölümlerinden anladığım kadarıyla böyle düşünüyorlarmış. Diğer 2 yerde
ise “savrulma” kelimesini daha genel ve bugünü de kapsayacak şekilde
kullanmışım. Türkiye sosyalist hareketindeki ve Devrimci Yol geleneğindeki
duruma az çok objektif bakabilen hiçbir kişi ve grup savrulmaların olduğunu yok
sayamaz. Ama arkadaşların gözü kendi dar çevrelerinden başka bir şey görmediği
için bunu görmezden gelmeye çalışabilirler. Arkadaşlar, belki haberiniz yoktur,
1983’ten itibaren yurt dışındaki Devrimci Yolcular arasında bir tartışma
başladı ve bu tartışmada Devrimci Hareketin ideolojik hattıyla hiç alakası
olmayan saçma sapan düşünceler savunularak oldukça geniş bir etkiye ulaştı, yurt dışındaki ve yurt içindeki çok
sayıda Devrimci Yol kadrosu bu düşüncelerle “sivil toplumcu” oldu,
liberalleşti, maalesef. O yüzden sonraki dönemde “devrimci” faaliyet yürütmeye
çalışanlar -kendilerinin hâlâ Devrimci Yolcu olduğunu ifade edenler içinde-
azınlık halinde kaldı. 2000’lerde bu gelenek içinde ulusalcılığa, Kemalizme,
liberalliğe, Kürt yurtsever hareketinin takipçiliğine, Marksizm dışı
ideolojilere savrulan kesimler oldu. Bunların birer “savrulma” olmadığını düşünen
arkadaşlardan “bana bir eğitim vermelerini ve nelere ‘savrulma’
denilebileceğini anlatmalarını” rica edebilirim.
MLSPB ve “sempatizan” meselesi
Arkadaşların “… tam 5 kez
sempatizanlardan bahseden” ifadesinden “sempatizan” sözcüklerini de
saydıklarını öğreniyoruz ve Vikipedia’nın MLSPB hakkındaki maddesindeki bir
cümleye benzerlikten dolayı değerlendirmeyi buradan aldığım sonucuna varıyorlar.
Gerçekten de hem daha önceden hem de yazıyı yazarken Vikipedia’ya baktım, genel
olarak da bakarım zaten. Ancak daha fazla güvenle baktığım kaynaklar da var.
Örneğin Vehbi Ersan’ın “1970’lerde Türkiye Solu” kitabı bunlardan birisidir ve
MLSPB ile ilgili “cümleyi” yazarken burayı referans aldım. Ayrıca Tarihle
Söyleşiler’deki değerlendirmelere, Sosyalizm Ansiklopedisi’ne, Hüseyin Aykol’un
“Türkiye’de Sol Örgütler” çalışmasına ve başka çalışmalara da bakarım. Vehbi
Ersan “Acilcilerin yapamadığını, İstanbul’da hem onlardan hem yurtdışı
grubundan ayrı grup olarak duran yeni kuşak THKP-C sempatizanlarının kurduğu
Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği (MLSPB) yaptı.” (Ersan, 2013,
s. 254) ifadelerini kullanıyor.
Devrimci Hareket dergisindeki
arkadaşlar kendi dışlarındaki kaynaklarda henüz pek ilerleyememiş gibi
görünüyorlar. Arkadaşlara Vikipedi dışındaki kaynaklara da bakmalarını
öneririm.
Bu arada merak ettim ve baktım… Vikipedi’deki
MLSPB maddesinde 23 kere “devrimci”, 3 kere “kadro”, 3 kere de “militan”
sözcükleri geçiyor. Bir dahaki sefere arkadaşlar belki başka kelimelerin çokça
kullanılmasından da sonuç çıkarmak isteyebilirler, düşüncesiyle onlara hizmetim
olması için “Devrimci Gençlik 50 Yaşında” başlıklı yazımdaki bazı kelimeleri “Ara”
komutuyla arayarak programa saydırdım. Bu yazıda 74 kere “devrimci”, 10 kere
“kadro”, 2 kere “militan” sözcüğü geçiyor. Arkadaşların bilgisi olsun, belki arada
bir korelasyon bulabilirler.
Arkadaşlar, sağ olsunlar, bilgi
vermişler: “Gerçekte ise istisnalar hariç hiçbir hareket sempatizanlarca
kurulmaz.” (Devrimci Hareket, agy) yazmışlar. Keşke böyle “istisna”lı bir cümle
kurmasaydılar, şimdi insanlar “acaba hangi hareketler sempatizanlarca
kurulmuş?” merakına düşebilir ve yanlış sonuçlara varabilirler. Neyse…
Arkadaşların yazdıklarındaki
eksik ve sorunlar bir yana benim yazımda MLSPB ile ilgili cümlenin bağlamına
bakılmasını tavsiye ederim. 1974-75 yıllarındaki sol ortamı ve THKP-C
sempatizanlarının durumunu tanımlamaya çalışan bir cümlede bu ifade kullanılıyor.
MLSPB’yi oluşturan çevrelerin THKP-C örgütlenmesinde bulunduğu, onun kadroları
ve o dönemin militanları içinde yer aldığına ilişkin elimizde bir veri var mı?
“Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi”nde MLSPB’nin öncü
kadrolarından İbrahim Yirik şöyle yazıyor: “MLSPB’nin kuruluşuna yönelik ilk
adımları atan arkadaşlarımızın hiçbiri geçmişin THKP-C deneyimi içerisinde yer
almamıştır. Bu yönüyle de, geniş pratiğin canlı taşıyıcılarına sahip değildik.”
(C. 7, s. 2370). Bu konumdaki kişilere “sempatizan” ifadesi kullanılamayacak
bir ifade değildir. Farklı bağlamlarda ise kadro veya militan nitelikleri
üzerinden ifade edilebilir. Sonuçta Devrimci Hareketçi arkadaşlarımız
eleştirmek için kendilerini fazla zorluyorlar.
“THKP-C Örgütlenmesi” meselesi
Arkadaşlar şöyle yazmış:
“Ertuğrul “Bu durumda,
THKP-C’nin esas olarak Dev-Genç içinden doğan ve diğer alanlarda örgütlenmeye
zaman bulamamış bir yapıda olması, Küpeli-Aktolga ayrılığında İstanbul ve
İzmir’deki ve işçi hareketindeki ilişkilerin çoğunluğunun ayrılanlarla davranması
etkili olmuştur.” diyor. Bu, THKP-C’yi bir avuç askeri kadrodan ibaret,
kitleden kopuk zanneden muarızların yakıştırmasıdır. Kim bilir Ertuğrul bunu
hangi medya portalından veya hangi tükenmiş solcudan devşirdi. THKP-C,
sanıldığının ve iddia edildiğinin aksine, gençliğin yanında işçi, köylü halk
kesimleri içinde de önemli bir örgütlenmeye sahipti; bunu görünür kılan çeşitli
pratikler de söz konusuydu.” (Devrimci Hareket, agy)
Arkadaşlar takılmışlar “medya
portal”larına… Benden yaptıkları alıntıdan “THKP-C’yi bir avuç askeri
kadrodan ibaret, kitleden kopuk” zanneden bir yaklaşımı paylaştığım
sonucunu çıkarmak için kendilerini epey zorlamış olmalılar. Birincisi buradaki
cümleden o sonuç çıkmaz, ikincisi de bu cümle bir önceki cümlenin açılmasıdır.
Önceki cümle ise şöyledir:
“Bu dönemde toplumsal mücadele
birçok alanda sürmekle birlikte, özellikle DEV-GENÇ ve THKP-C’nin devamcıları
açısından siyasal sürecin ilk aşaması öğrenci gençlik içindeki ayrışma ve
saflaşmalarla şekillenmiştir.” (Bilir, 2025)
Demek ki arkadaşların alıntı
yaptıkları cümle, yazının konusu olan “Devrimci Gençlik” dergisinin çıkışıyla
ilgiliymiş ve Devrimci Yol’u oluşturan Dev-Genç ve THKP-C devamcılarının neden
doğrudan bir siyasi örgütlenmeyle işe başlamadığının açıklanması için yazılmış.
Peki, cümlenin bileşenlerine de
bakalım. “THKP-C’nin esas olarak Dev-Genç içinden doğan” bir örgütlenme olduğu yanlış
mıdır? İsterseniz bu soruya cevap verirken kurucularına ve öne çıkan
kadrolarına bir bakın. Öte yandan “esas olarak” sınırlamasıyla da
THKP-C’nin değişik alanlarda örgütlenme çalışmaları olduğunu yok saymayan bir
cümledir. Konu THKP-C’nin örgütlülük düzeyi olmadığı için ayrıntılandırma
gereği duyulmamıştır, bu konulara başka yazılarda değinilmiştir. (Örn.
THKP-C’nin işçi çalışması mirası konusunda “İstanbul’da Devrimci İşçi Çalışması: Kamer Teyhani Kitabı”
yazısına bakabilirsiniz.)
Cümlenin bileşenlerine devam
edelim: “… diğer alanlarda örgütlenmeye zaman bulamamış bir yapıda olması”
ifadesindeki sorun nedir? 1969’dan itibaren giderek oluşmaya başlayan çevrenin
Mihri Belli/ASD’den ayrılması ve tümüyle bağımsız bir örgütlenme haline gelmesi
1970 sonbahar-kış aylarını bulmuştur ve 1970 Aralık ayında yapıldığı ifade
edilen kuruluş toplantısı üzerinden 3 ay geçtiğinde 12 Mart cuntası olmuştur.
26 Nisan 1971’de ise sıkıyönetim ilan edilmiş ve yasal faaliyetler büyük oranda
kısıtlanmış, kadroların önemli kısmı aranmaya başlamıştır. Değişik bölgelerde
ve işçiler içinde bazı çalışmalar olduğu bilinen bir olgudur. Siz bunların
güçlü örgütlenmeler olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Bunu da geçelim.
Cümlenin son bileşeni: “… Küpeli-Aktolga
ayrılığında İstanbul ve İzmir’deki ve işçi hareketindeki ilişkilerin
çoğunluğunun ayrılanlarla davranması …”. Küpeli-Aktolga ayrılığında bu
bölge ve alanların etkilenmediğini mi iddia ediyorsunuz? THKP-C iddianamesini ve
Tarihle Söyleşiler’deki söyleşileri okumanızı tavsiye ederim.
Devrimci Hareket yazarı
arkadaşlar ayrılık konusunda şöyle yazmışlar: “Asgari boyutta THKP-C’den
haberli hemen herkesin bildiği gibi Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga
ayrılığı bizzat Mahir tarafından sağ oportünist, teslimiyetçi olarak
tanımlanmış, mahkum edilmiş, dolayısıyla da ciddi bir karşılık bulmamıştır.”
(Devrimci Hareket, agy)
Küpeli ve Aktolga’nın Mahir ve
birlikte karar verdiği diğer devrimciler tarafından “mahkum edildiği”
doğru olmakla birlikte bu durum “dolayısıyla da ciddi bir karşılık bulma”dığı
iddiasını desteklemez. Genel Komite’nin o tarihte var olan 9 üyesinden 5 tanesi
karara imza koymuştur, 2 MK üyesi ve onlarla tavır alanlar ise ihraç
edilmiştir. Bu üst düzey yöneticilerin dışında asker kesiminden, işçi
kesiminden ve bölgelerden de çok sayıda insan Küpeli ve Aktolga ile
davranmıştır. Bu ayrılık, zaten cunta şartlarında operasyonlarla zayıflamış
olan örgütlülüğünün daha da zayıflamasına yol açmıştır. Oğuzhan Müftüoğlu’ndan
okuyalım:
“Yusuf’la Münir sadece merkez
komiteden ihraç edilenler. Daha alt seviyede, ne bileyim genel komite diye bir
şey varsa, oradan ve daha alttan Yusuflarla birlikte tutum takınmış olanlar
epey vardı. Bu ayrılık örgütü ortasından ikiye bölen bir olaydı. Bunu hem
Ankara’da hem İstanbul’daki yargılanma sırasında daha ayrıntılı bir şekilde
görme imkânımız oldu. …Yusuf Küpeli, Bingöl Erdumlu, Ramazan Aktolga, Mustafa
Ulusoy, İrfan Uçar ekibi o doğrultuda çalışmaya başlıyorlar. İstanbul’daki
ikinci davada THKP-C’nin özellikle işçi kesimi içindeki çalışmalardan
yargılananların hemen hepsi Yusufların yanında yer alan arkadaşlardı.”
(Müftüoğlu, 2015, s. 89)[1]
Oğuzhan Müftüoğlu’na güvenmeyen
arkadaşlar için bir de Ali Başpınar’dan aktarma yapalım:
“Yusuf Küpeli, Münir Ramazan
Aktolga ve İrfan Uçar’ın başını çektiği bir grup, bir de Mahir Çayan’ın grubu
vardı. Biz o ayrışmada Mahirlerle beraber tavır almıştık Ankara’da. Yusuflarla
hiçbir ilişkimiz yoktu. Zaten onların ekibi de İstanbul’daydı ağırlıkla,
İstanbul’da kalıyorlardı ve İstanbul örgütlenmesini tamamen onlar ele
geçirmişlerdi. İstanbul’da ayağımız hemen hemen yoktu. Mahir ekibinin
İstanbul’da ciddi bir örgütlenmesi kalmamıştı.” (Başpınar, 2014, s. 138)[2]
Apaçık gerçeklik olan bir durumu,
arkadaşların neden ve nasıl yok saymaya çalıştığı anlaşılır değil. Arkadaşlar
bir de “ayrılığın önemli kafa karışıklıklarına ve önemli bir kesimin
örgütlenmeden ayrılmasına yol açtığı iddiası hangi kaynağın uydurmasına
dayanıyor bilemiyoruz.” yazıyor. Süreci yaşayan ve anlatan herkesi “uydurma”
diye niteledikten sonra arkadaşlar uydurma olmayan bilgiyi nereden alıyorlar,
ben kestiremiyorum.
Arkadaşlar yine çokça bilinen bir
meseleye ilişkin olarak benim ifadelerimi karışık şekilde bir araya getirerek,
bunları ben “uyduruyormuşum” gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar:
“Daha da vahimi, “öne çıkmış
eski THKP-C kadroları arasında, sonraki yıllarda da değişik zamanlarda
güçlenecek olan, fikirler” yine kendi ifadesiyle “Devrimcilerin eylemleri küçük
burjuva anarşizmi, Troçkizm, sol sapma, kitlelerden kopuk, maceracı eylemlerdir.
Bu eylemleri yapanlar ABD/emperyalizm tarafından kullanılmışlardır. Türkiye’de
aslında sol sağdır, sağ da soldur ve Abdülhamit ile Demirel Türkiye’de ilerici
güçleri temsil ederken onların karşısında olanlar, Kemalizm ve CHP sağ çizgiyi
temsil etmektedir. vs. vs.” biçimindeki saçma sapan fikirlerdir.” (Devrimci
Hareket, agy)
Arkadaşların burada kime ve neye
itiraz ettiklerini anlamak zor. Buradaki “küçük burjuva anarşizmi, Troçkizm …”
vb. iddiaları benim iddiam mı sanıyorlar yoksa devrimci harekete karşı böyle suçlamaların
yapılmadığını mı söylemek istiyorlar? Bu düşünceleri savunanlar içinde
“öne çıkmış eski THKP-C kadroları” olmadığını mı savunuyorlar? Yoksa burada
ifade edilen türden fikirlerin “sonraki yıllarda da değişik zamanlarda
güçlen”diği değerlendirmesine mi karşılar? Sırayla (ama kısaca) cevap verelim.
Bu suçlamalar Küpeli, Aktolga, İrfan Uçar, Mustafa Ulusoy gibi THKP-C
davalarından yargılanan kişiler tarafından mahkemelerde savunulmuştur ve bu
kişiler gayet öne çıkmış eski THKP-C kadrolarıdır. Sağını solunu karıştıran bu
iddiaların benzerleri hem 12 Eylül darbesinden sonra Devrimci Yol saflarında
zuhur etmiş ve epey etkili de olmuştur hem de 1990’larda ve 2010’lu yıllarda
tekrar tekrar güçlenmiştir.
Sekizlikçiler
“ “Sekizlikçiler” meselesine
gelince; bir deli ortaya bir taş attı misali bir durumla karşı karşıyayız. Evet
Militan Gençlik diye bir ayrılık var ama “Cepheciler”in bu ayrışmanın yazılı
veya sözlü ağırlığının altında kaldığı iddiasının saçmalığını bilmek/görmek
için ortadaki farkları ve izlenen yolları bilmek yeterlidir. Özetle önemli bir
mesele değildir; Devrimci Gençlik’in daha ilk sayısındaki ideolojik politik
ağırlık, bu kanaatin dayanaklarını boşa düşen niteliktedir.” (Devrimci Hareket,
agy)
Benim yazımda “ “Cepheciler”in
bu ayrışmanın yazılı veya sözlü ağırlığının altında kaldığı iddiası”nın
nerede yazdığını aradım, bulamadım. Neden? Çünkü böyle bir ifade yok. Ancak
yazıda, değişik bölgelerde THKP-C sempatizanlarının, sonradan Militan Gençlik
ve Halkın Yolu olarak bilinecek olan bu çevreden etkilendiğini, katıldığını yazmıştım.
Çünkü, hoşumuza gitse de gitmese de, durum bu. Bunları o dönemi yaşayan birçok
kişinin anılarından da görebiliyoruz, döneme ilişkin yapılan başka
değerlendirmelerden de… Devrimci Gençlik dergisinin “daha ilk sayısındaki
ideolojik politik ağırlık” değişik bölgelerde bir kısım insanın Halkın
Yolu’ndan etkilenmediği anlamına gelir mi? Keşke “ideolojik politik ağırlık”
tüm halkı bir çırpıda tek bir safta toplayabilseydi ama hayat öyle işlemiyor.
Yine arkadaşlar oldukça “ulvi”
olan, kişilerin hiçbir öneminin olmadığı bir Devrimci Gençlik/Devrimci Yol
tablosu çiziyorlar:
“Bilinmek durumundadır ki
Devrimci Gençlik için de Devrimci Yol için de bırakalım şu veya bu kişinin
düşüncelerinin belirleyiciliğini, THKP-C’nin bile tekrarından söz edilemez.” (Devrimci
Hareket, agy)
Evet, evet... Ne kişilerin
düşüncelerinin belirleyiciliği vardır “ne göktedir ne yerde ne aşağıda ne
yukarıda ne içimizde ne dışımızda, o her yerdedir!”. Marks ve Engels
komünist düşünce ve siyasetin gelişiminde etkili olmuştur, Lenin Rusya
şartlarında öncülük yaptığı düşünce ve örgütlenmeyle devrimin başarılmasında
etkili olmuştur, Mao benzer şekilde Çin’de, Fidel Castro ise Küba’da etkili
olmuştur… Ama Türkiye’deki Devrimci Yol’da “şu veya bu kişinin
düşüncelerinin belirleyiciliği” olmamıştır (imiş)… İyiymiş. Biz de
kapitalist toplumda toplumsal eşitsizlikler yanında bireysel yetenekler gibi
faktörler nedeniyle bazı öncülere gerek duyulduğunu düşünüyorduk, meğer böyle
bir gereklilik yokmuş. Hiç kimsenin düşünceleri belirleyici olmadan, bütünüyle
kolektif bir örgüt Türkiye’de oluşmuş. Böyle bir kolektifliğin olduğu ülkede
herhalde sonra devrim yapmışızdır, halk devriminden sosyalizme ve oradan
komünizme hızlı bir şekilde geçmişizdir… Arkadaşlar, üzgünüz, böyle bir durum
yok. İçinde bulunduğumuz tarihsel dönemde bütün önemli olaylarda olduğu gibi,
bazı düşünceler bazı kişiler tarafından öne sürülmekte ve örgütlenmektedir.
Devrimci Yol’un da en üst düzeyde politikalarını belirleyen, Merkez Komitesi
işlevine sahip, bir ekibi ve bu ekip içinde de belirleyici olan iki “ihtiyar” (Oğuzhan
Müftüoğlu ve Nasuh Mitap) bulunmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla arkadaşlar bu kişilerin
mücadeleye katkısını yok saymayı tercih ediyorlar. Bu kişilerle yolunuzun
(benim de yolumun) ayrılmış olmasını, onları yok saymaya doğru götürmenin
kimseye bir yararı yoktur.
Feci Başlık
Arkadaşlar yazının “Devrimci
Gençlik’ten Bugüne” başlıklı sonuç bölümünü “yazıdaki en “feci” başlık” olarak
değerlendirmişler. Başlığın (daha doğrusu bu bölümde yazılanların) “feci”
olarak görülmesinin nedeni, lafı biraz dolandırdıktan sonra, “Devrimci Gençlik
Dernekleri’ni görmemiş” olmak imiş.
Arkadaşlar şöyle yazmışlar:
“… teorik ve pratik pek çok
aşamayı atlarken, bugün doğru dürüst anılmayan bir iki yazılı ürüne değinip
önce 1990’a sonra da 1995’e gelmiştir. Bu tarihte de salt bir dergiden ve bir
gruptan söz etmesi, bilinçli bir tercihin yanında Voltaire’in “Tarih, üzerinde
uzlaşılan masallardır.” Sözünü anımsatan niteliktedir. Üstelik son dönemde
gençlik mücadelesinde önemli mevziler kazanmaya başlayan Devrimci Gençlik
Dernekleri’ni görmemiş olmaya gelince; bu, Ertuğrul’un neden ciddiye alınmaması
gerektiğinin de somut göstergesidir.” (Devrimci Hareket, agy)
Her tarihsel olayı anlatmaya “gaz
ve toz bulutu” ile başlamadığımız gibi her yazı her ayrıntıya yer vermez. Burada
üstünde durulan yazı, Devrimci Gençlik dergisinin yayınlanmaya başlamasının 50.
Yılı nedeniyle yazılarak bu derginin çıktığı döneme ve mücadeleye katkılarına yoğunlaşan,
hepi topu 7 A4 sayfalık, bir yazı. Bu yazıda
Osmanlı’nın gelişim, tıkanma ve çöküşünden de söz edilmemesi doğaldır; Amerika
kıtasının Avrupalılar tarafından keşfedilmesinden sonra oranın yerlilerine
karşı işlenen suçlardan da söz edilmemesi doğaldır; Devrimci Yolcuların her bir
mahalle veya alan örgütünden söz edilmemesi de doğaldır. Peki sözü geçenler
nelerdir? 12 Eylül darbesi karşısındaki yenilgiye rağmen yeniden örgütlenmenin gençlik
alanındaki ilk denemelerinden olan Demokrat Arkadaş dergisinin adı
anılmıştır. Dönemin diğer yayınlarının (Türkiye Sorunları, İşçilerin Sesi,
Demokrat!) adı anılmamıştır. Sonra, artık gerçek bir örgütlenmeye dayanan
gençlik dergisi yayınlanırken çıkarılan bir “bildirge” özelliği taşıyan “Kırmızı
Broşür” ve EFK Devrimci Gençlik dergisi anılmıştır. Devrimci Hareketçi
arkadaşların hoşuna gitmeyebilir ama bu dergiyi yayınlayan örgütlülük 1989-92
döneminde gençlik mücadelesinin en önde gelen iki grubundan birisini
oluşturmuştur (Diğeri ise Devrimci Sol çevresinin Devrimci Gençlik
örgütlenmesidir.). Arkadaşların sıçrayarak gidilmesinden yakındıkları 1995
Öğrenci Koordinasyonu örgütlenmesi de Devrimci Yol geleneğinden gelen bir
örgütlenmenin, geri çekilmiş öğrenci hareketinin birkaç yıl sürecek yeni bir
sıçramasına öncülük ettiği örgütlenmedir. Kendi yazdıkları dışında bir şeyler
okuyanların bunu biliyor olmaları gerekir.
Son olarak Devrimci Hareketçi
arkadaşlar “son dönemde gençlik mücadelesinde önemli mevziler kazanmaya
başlayan Devrimci Gençlik Dernekleri’ni görmemiş olmak” şeklinde bir
eleştiri yöneltiyorlar. Devrimci Gençlik Dernekleri çevresi son dönemde
Devrimci Yol geleneğinden gelen örgütlenmeler arasında sözünü daha derli toplu
söyleyen, belirli bir gelişme eğilimi gösteren bir örgütlenmedir. Bu durum beni
olsa olsa sevindirir. Ama yukarıda sözünü ettiğim kadar kısa bir özette
anılmayı gerektirecek bir örgütlenme ve öncülük başarısı ben göremiyorum.
Umarım arkadaşlar mücadeleye önemli katkılarda bulunur ve hepimiz de bundan
etkilenir, düşünür, yazar, çizer, destek veririz. Benzer durum “Öğrenci
Kolektifleri” ve “Sol Genç” için de geçerli. Bu örgütlenmeler de, Dev-Genç ve
Devrimci Yol geleneğinden gelen örgütlenmeler olarak, başarılı olmasını,
kitleselleşmesini, militanlaşmasını, devrimci niteliklerini geliştirmesini
umacağımız örgütlenmelerdir. Ancak, yazıyı yazarken yaptığım değerlendirmede,
bu örgütlenmelerin biraz önce adı anılan 80 ve 90’ların adımları gibi anılmayı
gerektirecek bir katkılarının olmadığı sonucuna vardığım ve üstelik de yazıda
birkaç kez sözü geçen “savrulma” durumunu değişik açılardan bu örgütlenmelerde
de gördüğümden dolayı isimlerini anmadım. Umuyorum bu gruplar ideolojik
doğrularıyla ve mücadeleleriyle devrimci harekete katkı sunarlar, hepimize
gurur verecek çalışmalar yaparlar.
[1]
Müftüoğlu, Oğuzhan. 2014. Bitmeyen Yolculuk. Oğuzhan Müftüoğlu Kitabı (Söyleşi:
Adnan Bostancıoğlu). 7. Baskı. İstanbul: Ayrıntı.
[2]
Başpınar, Ali. 2014. Tarihle Söyleşiler 1 (Ed. Cahit Akçam). sa.119-158.
Ankara: Özgür Açılım.
Yorumlar
Yorum Gönder