Devrimci Gençlik 50 Yaşında

Ertuğrul Bilir


“Ülkemizin solunda tam bir teorik keşmekeş hüküm sürmektedir. Öyle ki, aynı revizyonist tezleri temel alan ve bunları değişik ambalajlamalarla piyasaya süren, kendi öz gücünün dışında başka güçlere bel bağlayan çeşitli oportünist fraksiyonlar, en sert bir şekilde birbirlerini oportünizmle, pasifizmle, ihanetle, vs. ile suçlamaktadırlar.”
(
Mahir Çayan, 1971, Kesintisiz Devrim-1)

Kesintisiz Devrim-1’in  yayınlanmasından 4,5 yıl kadar sonra, 1975 yılının Kasım ayında yayına başlayan “Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Gençlik” veya yaygın bilinen ismiyle Devrimci Gençlik dergisi de ilk sayısının Başyazısı’na bu alıntıyla başlamış ve devam etmiştir.

“Bu satırlar ilk bakışta bugüne aitmiş izlenimini uyandırıyor. Ama hayır! Bu satırlar 12 Mart’ın eşiğindeki Türkiye solunun içinde bulunduğu durumu belirtmek için yazılmıştı. Evet! 12 Mart eşiğindeki Türkiye solunun bugüne benzer bir görüntüsü vardı.” (Devrimci Gençlik, S. 1, 20 Kasım 1975, s. 3)

Türkiye sosyalist hareketi bugün de benzer bir durumdadır. Peki hep böyle mi olmuştur? Tabii ki, hayır. 1971’de bu keşmekeşe ilişkin tespit yapanlar keşmekeşin ortadan kaldırılması için bir müdahale gerçekleştirmiş ve önemli bir ilerleme sağlamışlardır. 1975’te de aynı tespitle adım atanlar yine bir ilerleme sağlamışlardır. Ancak, siyasal mücadele tek taraflı olarak yürütülen bir mücadele değildir. Devrimcilerin mücadelesi kendilerinden çok büyük güçlere karşı yürütülen “engebeli, dolambaçlı ve sarp” bir mücadeledir. Yenilgiler, gerilemeler ve savrulmalar yaşanmıştır. Bu durumda devrimcilerin yeniden ve yeniden kolları sıvaması, ideolojik mücadeleyi sürdürmesi gerekiyor. Böyle zor dönemler ister istemez bazı önemli çıkış noktalarına dayanma ihtiyacı ortaya çıkarıyor. Devrimci Gençlik ve Devrimci Yol bu dayanak noktalarındandır.

1975’te Durum

Türkiye sosyalist hareketi ve onun devrimci kanadı 12 Mart döneminde ağır bir yenilgi almış, devrimci önderlerinin bir kısmı öldürülmüş, geri kalanların çoğu tutuklanmış, cezaevlerinde bir yılgınlık ortamı oluşmuşken cuntaya direnişin sonucunda kitleler içinde yaygın bir sempati kazanmıştır. Oligarşi bu dönemde faşizmin kurumsallaşmasını ilerletmesine rağmen ilerici halk kesimlerinde umut ve dinamizm yüksektir.

1973 Ekim ayında yapılan seçimlerde CHP %33 oy alarak yıllar sonra ilk kez, ve geçmişe göre daha halkçı ve sol bir söylemle, birinci parti haline gelmiş ve 1974 yılı başında MSP ile koalisyon hükümeti kurmuştur. Koalisyon hükümeti tarafından çıkarılan Af Yasası’nın kapsamının Anayasa mahkemesi tarafından devrimcileri de kapsayacak şekilde genişletilmesiyle ile 12 Mart döneminde tutuklanan sosyalistlerin büyük çoğunluğu 1974 Temmuz ayı itibariyle cezaevinden tahliye olmuş, yurt dışına çıkmış olan Mihri Belli gibi bazı sosyalistler yurda dönmüştür.

12 Mart döneminden çıkışın ardından sosyalist hareket yoğun bir örgütlenme çabası içindedir. 1974 Haziran ayında (Af Yasası’ndan önce) ilk olarak Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) kurulmuştur. Sonrasında Ocak 1975’te Kıvılcımlı çevresindeki kişiler tarafından Vatan Partisi, Mayıs 1975’te Mehmet Ali Aybar öncülüğünde Sosyalist Parti (sonradan Sosyalist Devrim Partisi), Mayıs 1975’te Behice Boran öncülüğünde ikinci TİP kurulmuştur.

Yasal olarak kurulan bu partilerin dışında sosyalist hareketin farklı kesimleri de bu dönemde hareketlidir ve gelişmektedir. 

12 Mart dönemini suskun geçiren DİSK yeni dönemde hızla güçlenmeye başlamıştır. 12 Mart döneminde kapatılan TÖS'ün yerine kurulan TÖB-DER ilerici öğretmen kitlesini bünyesinde toplamaktadır. TMMOB'de 1973'ten itibaren sol bir yönetim ağırlık kazanmıştır. 

Uzun yıllardır yurt dışında bir sekt olarak varlığını sürdüren TKP, 1973 yılında yeni adımlar atarak 1974 yılından itibaren Türkiye’de örgütlenmeye ve etkili olmaya başlamıştır. TKP, Türkiye’de Temmuz 1974’ten itibaren Ürün dergisini yayınlamaktadır.

Eski PDA çevresi Doğu Perinçek öncülüğünde Kasım 1974’ten itibaren haftalık Aydınlık dergisini, 1975 Nisan ayından itibaren ise Halkın Sesi dergisini çıkararak siyasete müdahale etmekte ve SSCB’yi “sosyal emperyalist” olarak değerlendirerek “iki süper devlete karşı mücadele” doğrultusundaki ÇKP teorilerinin bayraktarlığını yapmaktadır. (Not: Genç okurlar, Perinçek öncülüğündeki bu ekibin sol içinde sayılmasına şaşırabilir. O dönemde henüz sonraki dönemler kadar iplikleri pazara çıkmamış olan, sol içinde etkili bir güçtürler.)

12 Mart dönemi öncesinde büyük kısmı Türkiye sosyalist hareketinin bir parçası olarak hareket eden Kürt sosyalist ve yurtseverleri 12 Mart sonrasında genel olarak ayrı örgütlenmelere yönelmiştir.

Cezaevinden çıkan ve dışarıdaki eski THKO’lular tarafından 1975 başlarında THKO-Geçici Merkez Komitesi (GMK) oluşturularak geçmişten farklı bir çizgide yeniden örgütlenme çalışmalarına başlamıştır. Eski THKO’luların büyük çoğunluğu 1971 devrimci mücadelesini “küçük burjuva ihtilalciliği” olarak değerlendirmiş ve Maocu bir çizgiye yönelerek SSCB’yi “sosyal emperyalist” olarak değerlendirmişlerdir.

Daha sonradan Acilciler olarak anılacak olan çevre 1975 Ağustos ayında Türkiye Devriminin Acil Sorunları (TDAS) broşürünü yayınlamıştır. Yine 1975’te İstanbul’da THKP-C sempatizanları tarafından MLSPB oluşturulmuştur.

THKP-C’liler ve sempatizanları içinde etkili olan Necmi Demir, İlkay Demir, Kamil Dede ve Ömer Güven öncülüğündeki eski kadrolar 1975 Mart ayında 8 sayfalık bir yazıyla geçmiş devrimci hareketi “kitlelerden kopuk maceracılık” ve “sosyal-emperyalizmin hizmetinde olmak” ile suçlamış ve Maocu bir zemine yerleşmişlerdir. Bu çevre ilk dönemde “Sekizlikçiler” olarak, sonrasında Militan Gençlik dergisini ve ardından Halkın Yolu dergisini çıkararak bu isimlerle anılmış, Cephe sempatizanı çevreler içinde ilk dönemlerde oldukça etkili olmuştur. İstanbul, Dersim, Artvin gibi birçok bölgede etkili olmuşlardır. Bu etkiyi yansıtan bir örnek de Malatya’da yaşanmıştır. Malatya’daki THKP-C sempatizanı gençlerin önemli bir kısmı 1975 yılında Sekizlikçi olmuştur. Bölgedeki Cephecilerin öncülerinden Kürt Mehmet bunun nedenini şöyle değerlendirmektedir[1]:

“Gençlerin hemen Sekizlikçi olmasına ilişkin birçok neden sayabiliriz, ancak bunu asıl belirleyen bir merkezi yapımızın olmamasıydı. 12 Mart sonrası merkezi bir yapımız kalmamıştı. Merkez arayışı hepimizde vardı. Bu yazı çıkınca merkez oluşacağı, mücadelenin tekrar başlayacağı umudu doğdu. Söz konusu yazı çıkınca özellikle gençlerimiz oraya yöneldi.” (Mehmet Tekin’den aktaran Akbulut, 2020, s. 189)

1969 sonrasında giderek daha sistemli ve örgütlü şekilde devrimci hareketlere saldırmaya başlayan sivil faşist hareket 12 Mart sonrasına çok daha örgütlü, kontrgerilla tarafından daha etkili şekilde toplumsal muhalefete saldırtılacak bir güçle girmiştir. 12 Mart’ın Türkiye’de halkların mücadelesini geriletmesine rağmen tümüyle geri püskürtememiş olması ve CHP’nin de dahil olduğu bir “sol” yükseliş karşısında egemen sınıflar ve güçleri sivil faşistleri giderek artan şekilde halk güçlerinin karşısına çıkarmıştır.

Böylece 1974-75’e gelindiğinde Türkiye sosyalist hareketi canlı bir kitle hareketiyle çevrili ama savrulmalar içinde ve dünya sosyalist sistemindeki çelişkilerin yoğun etkisi altında parçalanmış ve birbirine düşmanlaşmış bir zeminde şekillenmeye başlamıştır.

Bu şartlar altında THKP-C tezlerinin ve mücadele çizgisinin dönemin şartlarına uygun olarak yeniden örgütlenmesi ihtiyacı daha da önem kazanmaktadır. Gençlik ve halkın ileri kesimleri içindeki geniş sempatiye karşın yenilginin eski kadrolar üzerindeki olumsuz etkileri bu görevin oldukça gecikmeli olarak gerçekleştirilebilmesine neden olmuştur.

İdeolojik Ayrılıklar

Kızıldere sonrasında cezaevindeki THKP-C’liler arasında büyük savrulmalar görülür. 1971 Aralık ayında Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga ve onlarla birlikte davrananlarla yaşanan ayrılık zaten önemli kafa karışıklıklarına ve önemli bir kesimin örgütlenmeden ayrılmasına yol açmıştır. Bu karışıklıklar yenilgi şartlarında çok daha büyümüştür. Öne çıkmış eski THKP-C kadroları arasında, sonraki yıllarda da değişik zamanlarda güçlenecek olan, fikirler yayılır ve cezaevlerinde, mahkemelerde dile getirilir. Bu fikirlerin değişik versiyonlarına göre “Devrimcilerin eylemleri küçük burjuva anarşizmi, Troçkizm, sol sapma, kitlelerden kopuk, maceracı eylemlerdir. Bu eylemleri yapanlar ABD/emperyalizm tarafından kullanılmışlardır. Türkiye’de aslında sol sağdır, sağ da soldur ve Abdülhamit ile Demirel Türkiye’de ilerici güçleri temsil ederken onların karşısında olanlar, Kemalizm ve CHP sağ çizgiyi temsil etmektedir. vs. vs.”

Savrulmayı bu kadar şiddetli yaşamayan kesimlerde de 1971 devrimci hareketinin temel ideolojik ve politik konularda yanlışlarının ağır bastığı düşünceleri kuvvetlidir. Bir kısım THKP-C ve Dev-Genç tutsağı ve cezaevi dışındaki taraftar ise Mahir’in tezlerinin doğru olduğunu savunmaktadır.

Darbe ve yenilgiden bir süre sonra cezaevlerinden tahliyeler olmaya ve ağır suçlamalara maruz kalmayan tutuklular tahliye edilmeye başlanır. 1974 Temmuz ayında ise genel af ile tutuklu ve hükümlülerin büyük kısmı serbest kalır.  Bu süreçte dışarı çıkan eski kadrolar dışarıda yeni yetişen kuşaktan devrimcilerle buluşurlar. Bu dönemde toplumsal mücadele birçok alanda sürmekle birlikte, özellikle DEV-GENÇ ve THKP-C’nin devamcıları açısından siyasal sürecin ilk aşaması öğrenci gençlik içindeki ayrışma ve saflaşmalarla şekillenmiştir. Bu durumda, THKP-C’nin esas olarak Dev-Genç içinden doğan ve diğer alanlarda örgütlenmeye zaman bulamamış bir yapıda olması, Küpeli-Aktolga ayrılığında İstanbul ve İzmir’deki ve işçi hareketindeki ilişkilerin çoğunluğunun ayrılanlarla davranması etkili olmuştur. Karadeniz’de, Malatya’da, öğretmenler içinde THKP-C sempatizanları bulunmakla birlikte bu çevreler sürecin belirleyeni olacak durumda değildir. Dolayısıyla yeni dönemin temel örgütlenmeleri İstanbul’da ve özellikle de Ankara’da oluşur. 

THKP-C’nin kurulduğu ve kadrolarının büyük kısmının bulunduğu şehir olan Ankara’da “Cepheciler” olarak gevşek şekilde yan yana duran çevreler ve kişiler bulunmakta ve yeniden canlanan öğrenci hareketinde yer almaktadırlar. Nasuh Mitap cezaevinden çıktıktan sonra gençlik hareketiyle ilişkilenir, içinde yer alır, ona kılavuzluk eder. Cezaevinden çıkan Mahir Sayın, İlhami Aras, Mustafa Kemal Kaçaroğlu bir tür merkez ekip olarak hareket etmektedir. Oğuzhan Müftüoğlu, Nasuh Mitap ve genç kuşaktan devrimciler de bu çevreyle ilişkilidir. Sayın-Aras-Kaçaroğlu ekibi cezaevindeyken Mahir Çayan’ın tezlerine eleştirel bir bakış geliştirmiş ve dışarı çıktıklarında da bu doğrultuda hareket etmişler ve yeni görüşlerini sistemli hale getirmeye çalışmışlardır. Bu doğrultuda, işçi sınıfı içinde örgütlenme yapılacağı iddiasıyla gençlik mücadelesi tali bir mücadele alanı olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu iddia mevcut ilişkileri, ülkedeki sosyal hareketlenmede öğrenci gençliğin tuttuğu yeri ve yeniden oluşum döneminde sağlayacağı avantajları önemsizleştiren bir yaklaşım olmuştur. Söz konusu yönetim çevresi, dönemin tanıklarının anlattığı kadarıyla, gençlik içinde Kesintisiz Devrim broşürlerinin çoğaltılarak okunmasından rahatsız olmaktadır. Ancak genç devrimcilerin önemli bir kısmı ve Nasuh Mitap, Mahir Çayan’ın düşüncelerini savunmaya devam etmişlerdir. Bu süreçte Cepheci gençler Ankara’daki gençlik hareketi içindeki etkilerini artırmışlardır. TSİP’liler tarafından yukarıdan kurulan ADYÖD’e yapılan müdahalelerle birimler temelinde gerçekleştirilen seçimlerle yönetim yenilenmiş ve Cepheciler ağırlık kazanmıştır. ADYÖD’ün 1974 sonlarında kapatılmasının ardından birim dernekleri oluşturulmuştur. ODTÜ-DER 1975 başında kitlesel olarak kurulmuş ve "ODTÜ-DER Kurulurken" başlıklı broşür Mahir Çayan’ın ülke ve dünya çözümlemesini temel alarak çıkartılmıştır. Sonrasında 1975 başlarında kurulan AYÖD’ün de yönetiminde Cepheciler ağırlıkta olmuştur. İstanbul’da da İYÖKD yönetiminde THKP-C taraftarları etkinlik kazanmıştır. İYÖKD’ün kapatılması gündeme geldiğinde 1976’da İYÖD kurulmuştur.

Sayın-Aras-Kaçaroğlu ekibiyle Nasuh Mitap ve birlikte davrandığı gençler arasındaki ilişkilerin gerilmesi sonucunda 1975 yaz aylarında (muhtemelen Temmuz başında) Ankara’daki Şeh-Der binasında toplantı yapılır. Toplantı ve öncesine ilişkin yapılan anlatımlarda, sonradan Kurtuluş çevresini oluşturacak olan kişiler genel olarak aradaki sorunların siyasal değil kişisel olduğunu iddia ederken, Devrimci Yol çevresini oluşturacak olan kişiler ise sorunların siyasal farklılıklardan kaynaklandığını belirtmektedir. Toplantıya Ankara’daki okullardan önde gelen Cepheci gençler ile eski THKP-C kadrolarından toplamda 40-50 civarında kişi katılır. Toplantıya ilişkin Kurtuluş çevresinin anlatımı şöyledir[2]:

“Anlaşmazlığın büyümesi üzerine, önde gelen siyasi kadrolarla Ankara’da, Şehir Derneği (Şeh-Der) lokalinde yaklaşık 50 kişinin katıldığı bir tartışma toplantısı gerçekleştirildi, ancak bu toplantı, siyasi kopuş ve ayrılığa zemin hazırladı. Nasuh Mitap, toplantı esnasında kendisinin Mahir Çayan’ı savunduğunu, Kesintisiz Devrim II-III adı altında kaleme alınan ve THKP-C’nin “Öncü Savaşı” anlayışını ortaya koyan tezlere katıldığını ama İlhami Aras, Mahir Sayın ve Mustafa Kaçaroğlu’nun bu görüşleri savunmadığını, “Mahir Çayan’ı inkar ettiklerini” söyledi. Bu iddia gerilimi daha da tırmandırdı. Gerilimin bir kavgaya dönüşerek ilişkileri tamamen tahrip etmesini istemeyen Mahir Sayın, Mustafa Kaçaroğlu, Şaban İba -İlhami Aras toplantıda yoktu- ve onlarla birlikte az sayıda kişi toplantıyı terk etti. Kalanlar tartışmaya devam etti. Toplantıdan çıkmayan ve “Ben kalıp arkadaşlarla tartışmak istiyorum” diyen Oğuzhan Müftüoğlu, daha sonra Nasuh Mitap ve çevresindeki devrimci gençlerle birlikte hareket edecek ve diğerlerinden kopacaktı.” (Kurtuluş Kendini Anlatıyor I, s. 20)

Devrimci Yol’u oluşturan kadrolar ise farklılıkların daha cezaevindeyken başladığını ifade etmektedirler. Örneğin Oğuzhan Müftüoğlu cezaevi dönemini şöyle aktarmaktadır[3]:

“Mamak’ta tutuklu bulunan bizim arkadaşların çoğu, dışarıda, partide yaşanan ayrılık konusunda çoğunlukla Yusufları destekleyen bir tutum almışlar. …
Ben cezaevine getirildiğimde Mustafa Kaçaroğlu, Mahir Sayın, İlhami Aras, Şaban İba ve diğer arkadaşların çoğunun tutumu da bu yöndeydi.
Tabii onların tutumunu benimsemeyen arkadaşlar da vardı. Onlar bana yakınlık gösterdiler. Tayfun Mater, Ali Başpınar, Sait Kozacıoğlu ve ODTÜ davasından yargılanan arkadaşlardan bazıları…” (Müftüoğlu, 2015, s. 122, 123)

Ali Başpınar da, Oğuzhan Müftüoğlu’na benzer şekilde, söz konusu farklılaşmanın cezaevinde zaten başlamış olduğunu belirterek Kaçaroğlu, Sayın ve Aras’ın Mamak’tayken yazdıkları bir yazıdan dolayı farklı düşündüklerinin belli olduğunu aktarmaktadır. Onlar cezaları kesinleşip sivil cezaevine geçtikten sonra Şaban İba ile yaşanan bir sorunu şöyle aktarmaktadır[4]:

“Bu arada … İstanbul’dan Kesintisiz 1-2-3 gelmişti. Şimdi bunlar geldiğinde bu bir miras paylaşma derdi çıktı cezaevinde. Şimdi biz ayrı bir ekibiz, Şabanlar ayrı bir ekip, o belli. Yani nasıl oldu ben de bilmiyorum, bizim elimize geçti belgeler. Bir tartışmamız oldu, bunlar okunmasın diyorlar. Böyle bir tarzları var. Bizim ODTÜ’lü bir Hamdi Havuççuoğlu’muz vardı, yazısı çok güzel, ufak not defterlerine bunları yazdırdık. Asıllarını da saklattırdık. … Sonra da onlar bir kanalla, sanıyorum bir gardiyan kanalı ile, cezaevinin dışına çıktı.” (Başpınar, 2014, s. 142)

Böylece, Kızıldere sonrasında cezaevinde başlayan farklılaşma dışarıda giderek daha görünür hale gelmiş ve Şeh-Der toplantısıyla kopuşa dönüşmüştür.

Ayrılıktan Devrimci Gençlik’e

Ayrılık gerçekleştikten yaklaşık 4 ay sonra Mahir Çayan’ı ve Kesintisizler’i savunan Cepheciler önemli bir adım atarak “Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Gençlik” dergisini yayınlamaya başlarlar.

“İlk öneri ODTÜ’lü arkadaşlardan geldi. Mehmet Ali Yılmaz, Taner Akçam ve Melih Pekdemir bazen benim eve gelirlerdi. … Bir keresinde sanırım yanlarında Hakkı Yazıcı da vardı. Okullarda mücadele içinde oldukları diğer siyasi grupların hepsinin dergilerinin veya başka yayınlarının olduğunu anlatarak; en büyük grup biziz ama ne bir dergimiz ne başka bir yayınımız var diye dert yandılar. Bir dergi çıkarmak istediklerini söylediler. …

Bir kere daha pratik sürecin ihtiyaçları öne geçiyordu. Orada ayaküstü yazdığım bir metni alıp gittiler. Devrimci Gençlik dergisinin çıkış bildirisi olarak basılıp dağıtıldı. Bu, Dev-Genç ve THKP-C hareketinin izinden yürüyen en geniş çevrenin uzun bir suskunluktan sonra nihayet ilk ses verişi oldu.“ (Müftüoğlu, 2015, s. 144)

Devrimci Gençlik çıkış bildirisinin ilk dağıtıldığı yerlerden birisi ODTÜ’deki 6 aylık boykotun bitip okulun başladığı açılış forumu olur[5]:

“Okula muhteşem bir dönüş yapmalıydık. 2 Kasım 1975 günü gerçekten muhteşem bir açılış forumu yaptık. Davullar, zurnalar çaldık. Bu açılış forumu aynı zamanda Devrimci Gençlik mücadelesinin başlangıcı sayılır. Devrimci Gençlik dergisinin çıkacağına ilişkin Bildirge ilk defa bu forumda dağıtıldı. THKP-C geleneğinin temsilcileri olarak biz de ilk defa adımızı koymuştuk: Devrimci Gençlik…” (Ayken, 2024, s. 59)

İstanbul kadrolarından İbrahim Yakut derginin etkisini aktarıyor[6]:

Derginin çıkması ile (her ne kadar pratikte Sekizlikçiler’in etkisini azaltmışsak da ideolojik, teorik ve politik olarak sıkıntılarımız devam ediyordu) hem moral olarak, hem de ciddi sıkıntımız olan teorik tartışmalardaki açığımızın kapatılmasında önemli bir adım atılmış oldu.” (Yakut, 2024, s. 39)

Derginin diğer şehirlerdeki etkisini de Malatya’daki Kürt Mehmet’ten aktarabiliriz:

“Derginin çıkış ve gelmesiyle gençlere ayrı bir heyecan geldi. Devrimci Gençlik dergisi etrafında özellikle gençler bir araya geliyordu. Dergi bölge illerinin bir kısmına Malatya üzerinden gidiyordu. Böylece komşu illerde olan arkadaşlarımızla ilişki kuruyorduk.” (Kürt Mehmet’ten aktaran Akbulut, 2020, s. 200)

Melih Pekdemir derginin geneldeki etkisini şöyle aktarmaktadır[7]:

“Devrimci Gençlik dergisi ilk sayılarından itibaren artık çok yaygın bir şekilde dağıtılmaya ve Türkiye’nin dört bir tarafında Devrimci Gençlikçiler çoğalmaya başladı. Bunda tabii şöyle sembolik mesaj da vardı: “Oligarşi” kavramını Mahir Çayan kullanmıştı, THKP-C kullanmıştı. Devrimci Gençlik dergisinin üst başlığı, “Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Devrimci Gençlik” olunca Türkiye’nin dört bir tarafındaki Cepheciler kendi adresleri olarak görüyorlardı o dergiyi ve o dergide yazılanları biraz daha olumlu şekilde benimsemeye yatkın hâldeydiler.” (Pekdemir, 2014, s. 326-327)

Süreç 1976 yılında AYÖD, İYÖD ve EYÖD tarafından Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DGDF, Dev-Genç) kurulması ve ülke çapında onlarca yerel derneği bünyesinde toplaması, 1977 yılında Devrimci Yol dergisinin yayına başlaması ve devrimci örgütlenmenin geliştirilmesi yönünde devam etmiştir.

Çıkış bildirisi 1 Kasım 1975, ilk sayısı 20 Kasım 1975’te yayınlanan “Devrimci Gençlik” dergisi Devrimci Yol’a ulaşacak sürecin ilk adımıdır. Türkiye devrimci mücadelesinin, içinde bulunduğu dönemdeki, ideolojik keşmekeşten kurtulmasının yayın alanındaki önemli bir köşe taşını oluşturmuştur.

1974-80 döneminin diğer önde gelen siyasi yapılarının çoğundan farklı olarak Devrimci Gençlik/Devrimci Yol hareketi geçmişten kalan hiyerarşik ilişkiler zemininde ortaya çıkmamıştır. Süreç genç devrimcilerin deneyimli kadrolardan bir kısmıyla buluşması şeklinde olmuştur. Bu oluşum süreci, örgütlenmenin ilk dönemlerinin ağırlıkla kendiliğinden şekilde gelişmesine yol açmıştır.

Devrimci Gençlik’ten Bugüne

Devrimci Gençlik grubunun örgütlenmesinin ve Devrimci Gençlik dergisinin yayınlanmaya başlamasının Türkiye sosyalist hareketine önemli katkıları olmuştur.

1971 devrimci hareketinin düzene meydan okuyan mücadelesinin ilerici halk kesimlerinde oluşturduğu sempati ve desteğin örgütlenmesi sağlanmıştır. 1971-72’de çok sınırlı güçlerle ve büyük bedeller ödeyerek sürdürülen öncü savaşının, yenilgiye rağmen, halk kitlelerinde yarattığı sempati Devrimci Gençlik ve Devrimci Yol’un (ve diğer THKP-C kökenli grupların da) örgütlenmesine alan açmış, Devrimci Gençlik ve Devrimci Yol da, dönemin ihtiyaçlarına uygun politikalarla, bu zemini güçlendirmiştir.

Devrimci Gençlik dergisiyle başlayan süreç 1969-71’in Dev-Genç’inin (TDGF) devamı olmuştur. Dev-Genç’in bu ilk dönemi farklı siyasal anlayışların birlikte bulunduğu sosyalist bir kitle örgütüdür.  İkinci Dev-Genç (DGDF) ise, Ankara’da AYÖD, İstanbul’da İYÖD başlangıç dönemlerinde değişik anlayışların bir arada olduğu dernekler olmasına karşın zaman içinde bir grup örgütlenmesine dönüşmüştür. Buna rağmen ülke çapında geniş gençlik kitlelerinin mücadelesini örgütleyen bir yapıda olmuştur. Siyasal örgütlenme 1977’den itibaren Devrimci Yol olarak faaliyet gösterse de ülkenin birçok yerinde Devrimci Yolcular “Dev-Genç” olarak tanınmaya devam etmiştir. Bu durum hem ilk Dev-Genç’in ve onun içinden çıkan THKP-C’nin güçlü mirasının hem de ikinci dönem Dev-Genç’inin mücadeleye katkılarının sonucudur.

12 Mart sonrasında sosyalist hareket içinde ortaya çıkan vülger “sınıfçılık” eğiliminin gençlik dinamizmini önemsemeyen yaklaşımı karşısında Devrimci Gençlik, bu önemli toplumsal dinamiğin enerjisinin sınıf mücadelesine katılmasında etkili olmuştur.

Devrimci Gençlik çevresi faşist saldırılara karşı mücadeleyi faşizme karşı mücadele anlayışıyla sürdürmüş, faşist saldırılara karşı savunmayı örgütlemenin sınıflar mücadelesi dışında olduğu varsayımıyla davranan ekonomist yaklaşımın dışında yer almıştır.

Dergideki yazılar ve yayınlanan broşürler (Marksist Yöntem Üzerine, Genel Olarak Mücadele ve Örgütlenme, Demokrasi Mücadelesi ve Demokratik Kitle Örgütleri, Emperyalizm ve Yeni Sömürgecilik, Gençliğin Mücadelesi ve Örgütlenmesi Üzerine) hem yöntem konusundaki katkıları hem de Mahir Çayan’ın tezlerinin güncel olarak açıklanarak yaygınlaştırılması doğrultusunda mücadeleye katkı sunmuştur.

Devrimci Gençlik çevresinin önemli katkılarından birisi de, Çin-Sovyet ayrışmasında bu odaklardan bağımsız ve eleştirel bir tutum almış olmasıdır. Mahir Çayan’dan alınan eleştirel ve somut durumun somut tahliline dayalı yaklaşım ve yöntem bu konuda sağlam bir dayanak oluşturmuştur. Devrimci Gençlik dergisinin ilk sayısındaki başyazıda “İdeolojik Mücadele Çin-Sovyet İkileminin Dar Sınırlarına Hapsedilemez” ara başlığı altında konu değerlendirilmiştir. Bu tavrın devamı olarak Devrimci Gençlik,  ÇKP-SBKP yanlısı gruplar arasındaki çatışmanın dışında hareket etmiş, çatışmaları engellemeye çalışmıştır. Türkiye solunun önemli zaaflarından olan sol içi şiddetten Devrimci Gençlik ve Devrimci Yol da tümüyle azade olmasa da söz konusu merkezler tarafından geliştirilen düşmanlıktan kaynaklanan sistematik sol içi çatışmaların dışında kalmıştır.

Devrimci Gençlik geleneği 12 Eylül darbesi ve devrimci hareketin yenilgisi sonrasında da önemli dinamiklerden birisini oluşturmuştur. 1987 yılında yayınlanmaya başlayan Demokrat Arkadaş ve özellikle de 1989 Aralık ayında yayınlanan “Devrimci Gençlik Mücadelesi Üzerine” başlıklı (Kırmızı Broşür) bildirgenin ardından 1990 Ocak ayında yayınlanmaya başlayan “Emperyalizme ve Faşizme Karşı Devrimci Gençlik” dergisi bu geleneğin yayın alanındaki devamı olmuştur. Dev-Genç geleneği, pratik mücadele içinde, öğrenci derneklerinin militan, meşru ve kitlesel bir mücadele çizgisini sürdürmeyi hedefleyen mücadelede devam etmiştir. 1995’te Öğrenci Koordinasyonu hareketine de bu geleneğin devamcıları tarafından öncülük edilmiştir.

Bugün Devrimci Gençlik ve Devrimci Yol geleneğinden gelenlerin önemli bir kısmı ideolojik savrulmalar yaşasa da devrimci ideolojik, politik ve pratik mücadele geleneği yol gösterici olmaya devam ediyor.

Devrimci Gençlik 50 yaşında. Mücadele sürüyor!


[1] Akbulut, Metehan. 2020. Kürt Mehmet. Malatya’da Devrimci Mücadele. Antalya: Ubuntu Yayınları.
[2] Kurtuluş Kendini Anlatıyor: Kurucular 1. Ankara: Dipnot Yayınları
[3] Müftüoğlu, Oğuzhan. 2015. Bitmeyen Yolculuk. Oğuzhan Müftüoğlu Kitabı (Söyleşi: Adnan Bostancıoğlu). 7. Baskı. İstanbul: Ayrıntı Yayınları
[4] Başpınar, Ali. 2014. Tarihle Söyleşiler 1 (Ed. Cahit Akçam) içinde. Ankara: Özgür Açılım
[5] Ayken, Uğur. 2024. Devrimciler de İnsandır. Yol Hikâyeleri. İstanbul: NotaBene Yayınları
[6] Yakut, İbrahim. 2024. Kendi Halinde Bir Devrimcinin Uzun Yolculuğu. Eskişehir: Dorlion Yayınları.
[7] Pekdemir, Melih. 2014. Tarihle Söyleşiler 1 (Ed. Cahit Akçam) içinde. Ankara: Özgür Açılım

Bu blogdaki popüler yayınlar