12 Eylül Sonrası 1 Mayıs’lar Üzerine
Ertuğrul Bilir- 30.04.2016
(Açıklama 1: Bu yazı 30 Nisan 2016'da www.direnemek.org ve www.toplumsol.org
sitesinde yayınlanmıştır. Daha sonraki tarihlerde “Direnemek”ten alarak sendika.org,
guvenlicalisma.org
vb. sitelerde yayınlandı. Yazıya resimler eklenmesi dışında değişiklik yapılmamıştır.
Açıklama 2: Yazıda bazı değişiklikler yapmak ve günümüze
kadar olan süreci de dahil etmek yararlı olacaktır. Uygun bir zamanda, yeni bir
çalışmayla bu değişiklikleri yapmayı umuyorum.)
1. Giriş
12 Eylül yenilgisi sonrasında Türkiye sol güçleri açısından 1 Mayıs’lar
özel bir önem taşımıştır. 1 Mayıs’ların Türkiye’de taşıdığı özel önemin bir
nedeni elbette ki, 1 Mayıs 1977’de yaşanan katliamda 30’un üzerinde insanımızı
kaybetmiş olmamızdır. 1 Mayıs 1977 aynı zamanda 12 Eylül darbesiyle sonuçlanan
sürecin başlangıç noktalarından birisidir ve önemli bir kırılma noktasıdır.
Dolayısıyla 1 Mayıs hem bizim açımızdan hem de egemenler açısından
önemli bir gündür. Bu yazıda 1980 sonrasındaki 1 Mayıs’lar dönemin gelişmeleri
içinde ele alınacaktır. Odak noktası olarak da Türkiye’de 1 Mayıs’ların ve işçi
hareketinin merkezi olan İstanbul alınacaktır. Esas olarak, 1 Mayıs
eylemlerinin diğer şehirlerdeki yaygınlığı, hangi dönemlerde nasıl
değişiklikler gösterdikleri, gündemlerdeki değişimler, Kürt şehirlerindeki 1
Mayıs’lar, işyeri eylemleri gibi bir çok açıdan ele alınması siyasal, toplumsal
gelişmeleri yansıtan önemli veriler sunacaktır. Ancak bu yazı İstanbul’daki
gösterileri merkeze alan boyutuyla sınırlıdır. Yazıda her biri önemli bir dönüm
noktasını oluşturan 1987, 1989, 1992, 1996, 2004, 2007 - 2009 yılları üzerinde
biraz daha ayrıntılı durulacaktır.
2. Sessizlik Yırtılıyor: 1987-1991
Darbe sonrası
dönemde çeşitli gruplar piknik vb. şeklinde toplantılar, pankart, yazılama ve
değişik eylemler yapılmış olmakla birlikte kamuoyuna açık ilk kitlesel etkinlik
1987 yılında salon toplantısı şeklinde yapılmıştır.
Bu dönemde 1 Mayıs’lar yüzlerce kişinin gözaltına alındığı ve çok
sayıda tutuklanmanın yaşandığı süreçler olmuştur.
1987[1]
Türkiye’de
Cumhurbaşkanı Kenan Evren’dir ve iktidarda 12 Eylül darbesinin ürünü olan ANAP
vardır. 14 Nisan 1987 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik başvurusu
yapılmıştır. Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov iktidardadır. “Glasnost ve
Perestroyka” (Açıklık ve Yeniden Yapılanma) politikaları uygulanmakta ve
sosyalizmdeki tıkanma daha fazla görünür hale gelmektedir. Türkiye’de gözaltı
süresi 15 gündür. “Bu yasalarla grev yapılmaz” sızlanması karşısında, 1986
sonunda başlayan ve 3 ay süren Netaş greviyle, 12 Eylül yasalarına rağmen grev
yapılabileceği görülmüştür. Grevlerde artış eğilimi bulunmaktadır. Otomobil-İş,
Laspetkim-İş, Genel Hizmet-İş gibi bağımsız sendikaların canlı çalışmaları
vardır. Türk-İş içerisinde Deri-İş, Petrol-İş gibi diri sendikalar
bulunmaktadır. Öğrenci hareketi 14-15 Nisan eylemleriyle yeni bir güven
kazanmış ve Türkiye gündemine girmiştir. Darbe sonrası yıllarda yasal olarak
Kültür-Sanat dergileri çerçevesinde (Yarın, Gökyüzü vb.) yayın yapan sol aydın ve siyasal çevreler
yavaş yavaş doğrudan siyasal dergiler (Zemin, Toplumsal Kurtuluş, Yeni Çözüm,
Mayıs vb.) çıkarmaya başlamışlardır. PKK’nin 1984’te başlattığı eylemler
artarak sürmekte ve ülke gündemine daha çok girmektedir.
80 sonrasının ilk açık ve kitlesel 1 Mayıs etkinliği 1987 yılında Emek
Sineması’nda “Merhaba 1 Mayıs 1987” adıyla bir salon toplantısı olarak yapılmıştır.
Bu toplantının Valiliğe yasal başvurusunu Dönem Yayıncılık gerçekleştirmiştir.
Etkinliği düzenleyenler arasında bazı işçi sendikası temsilcileri de yer almıştır.
Toplantıda düzenleyiciler adına Yalçın Küçük konuşma yapmıştır. Ayrıca Şaban
Yıldız, Laspetkim-İş Sendikası Genel Başkanı Vahdettin Karabay, Deri-İş
Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Munzur Pekgüleç, Genel Hizmet-İş Genel
Başkanı Hasan Burgaç konuşmalar yapmıştır. Etkinliğin düzenleyicileri arasında
yer alan Petrol-İş yöneticileri ise etkinliğe katılmamıştır. Etkinlikte Can
Yücel ve Müştak Erenus şiirleriyle yer almıştır. Server Tanilli, Demir Özlü, Ataol
Behramoğlu, Melike Demirağ’ın yurtdışından gönderdiği mesajlar sunulmuştur. Timur
Selçuk, Sadık Gürbüz ile gecenin düzenleyicilerinden olan Bilgesu Erenus da
şarkılarıyla katılmıştır. Geceye izleyici olarak katılanlar arasında Sennur
Sezer, Nail Satlıgan, Sungur Savran, Nazım Hikmet’in kızkardeşi Samiye Yaltırım
da bulunmaktadır. Etkinlik yaklaşık 2.000 kişinin katılımıyla coşkulu bir
şekilde gerçekleşmekle birlikte bazı tartışmalar da yaşanır. Yalçın Küçük’ün
konuşmasında TİP ve TKP yöneticilerinin açıklamalarını eleştirmesi üzerine bir
grup konuşmayı protesto ederek etkinlikten ayrılır. Yalçın Küçük’ün “sosyalist
iktidarımızın ilk sabahında camilerden hoparlörleri kaldıracağız” sözü
sonrasında Can Yücel sahneye çıkarak Yalçın Küçük’ün üstüne yürür. Konuşma
yapan sendika yöneticileri Vahdettin Karabay ve Munzur Pekgüleç konuşmalarında
Yalçın Küçük’ün sözlerine katılmadıklarını ifade ederler. Gecenin sonlarında
ise Bilgesu Erenus Yalçın Küçük ile Can Yücel’i birlikte sahneye çıkararak
etkinliği “güzel bir resimle” bitirmeye çalışır. Küçük ile Yücel sahnede
sarılırlar.
Aynı yıl SHP de Kartal’da gündüz ve gece 1 Mayıs etkinlikleri
yapacağını açıklamış, ancak daha sonra bu etkinlikler iptal edilmiştir. SHP’nin
etkinliği iptal nedenini dönemin SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün “bu
toplantının bizi olduğumuzdan daha solda gösterecek bir hareket gibi
değerlendirilebileceğini gördüm” şeklinde açıkladığı basına yansımıştır. Ancak,
bazı SHP birimlerinde 1 Mayıs’ta etkinlikler yapılmıştır. Bu etkinliklerden
birisi İzmir’de SHP merkez ve Karşıyaka ilçe teşkilatları tarafından düzenlenen
sohbet toplantısıdır ve bu toplantıya DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk de
katılmıştır.
Ayrıca, İÜ Basın Yayın Yüksek Okulu kantininde öğrenciler 1 Mayıs ile
ilgili şarkılar söylemiş ve bu nedenle okul müdürü tarafından kantin
kapatılmıştır. İstanbul Üniversitesi önünde toplanan 15 kadar öğrenci Laleli’de
bulunan Laspetkim-İş Sendikası ‘nı ziyaret etmiştir. Başka bir grup öğrenci
ise, basına göre 30 kişi kadar, 1 Mayıs’ta Kartal bölgesindeki grevleri ziyaret
etmiş, ancak pek iyi karşılanmamışlardır. Ayrıca basına polisin 1 Mayıs’larda
eylem hazırlığı nedeniyle yaptığı operasyonlar, bildiri dağıtma, pankart asma
nedeniyle gözaltılar yansımıştır.
Bazı kaynaklarda ( örn. isyandan.org) 1987’de sendikalar,
milletvekilleri, aydın ve sanatçıların 1.000 kişilik bir toplulukla Taksim
Anıtı’na çelenk koymaya çalıştığı, ancak polisin yalnızca milletvekillerinin
araçla Anıt’a gitmesine izin verdiği yazıyor. Muhtemelen bu kaynaklar 1988’deki
1 Mayıs eylemini yanlış olarak “1987” şeklinde belirtmektedir.
1988
Toplumsal muhalefette ve işçi hareketindeki canlanma eğilimi
sürmektedir. Öğrenci hareketi ve eylemleri artmakta, baskılar giderek
etkisizleşmektedir. Kürt hareketi etkisini artırmaktadır. 1987 yılı sonlarında TKP ile TİP birleşmişler
ve yasallaşma sürecine girmişlerdir. Metris
firarı yaşanmış ve 29 tutsak cezaevinden kaçmıştır. 1987 yılı sonlarında, 12 Eylül darbesi öncesi
politikacılara getirilen siyasi yasaklar konusunda yapılan referandumda, küçük
bir oy farkla da olsa, yasakların kaldırılması tercihi kazanmıştır. Böylece
Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş doğrudan doğruya parti liderliklerine
dönmüşlerdir. İktidardaki ANAP’ta gerileme eğilimleri bulunmaktadır. 1987 Kasım
ayında yapılan seçimde oyları 1983’e göre 8 puan gerileyerek %36’ya düşmüş,
ancak seçim sisteminde yapılan değişiklikle milletvekili sayısını artırmıştır. Ekonomide
1983-87 döneminde görülen nispeten hızlı büyümenin yerini durgunluk almaya
başlamıştır. Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı süresi sonuna yaklaşılmaktadır.
1 Mayıs’ta Sıraselviler’de
SHP önünde 1.000 kişi toplanmıştır. Toplananlar içinde Otomobil-İş,
Laspetkim-İş, Deri-İş, Petrol-İş, Kristal-İş yöneticileri de bulunmaktadır.
İçinde Abdullah Baştürk’ün de bulunduğu SHP milletvekilleri araba ile anıta
gidip çiçek bırakmıştır. Geride kalan kitle yürüyüşe geçince polis saldırısı ve
gözaltılar olmuştur. Aynı saatlerde Galatasaray’da toplanan yaklaşık 3.000 kişi
Taksim’e doğru yürüyüşe geçmiş ve Emek Sineması’nı geçtikten sonra polis
saldırısı olmuştur. Eylemlerde 30 kadarı öğrenci olmak üzere 85 kişinin
gözaltına alındığı açıklanmıştır. İzmir’de de 1 Mayıs için toplanın valiliğe
yürüyüşe geçen öğrencilerden yaklaşık 50 kişi gözaltına alınmıştır. İstanbul ve
Ankara’da pankartlar asılmıştır. 30 Nisan’ı 1 Mayıs’a bağlayan gece Gürsel
Mahallesi’nde polisin kuşattığı evde çıkan çatışmada 2 kişi öldürülmüş, 1 kişi
yakalanmıştır. [2]
İstanbul
Galatasaray’daki eylemde Tümtis, enerji işçileri işyeri komite ve konseyleri,
belediye işçileri bulunmaktadır. Eylemde Tümtis şube yöneticisi Ali Rıza
Küçükosmanoğlu konuşma yapmıştır. Yürüyüş sonunda 40 kadar işçi gözaltına
alınmış ve biri kadın olmak üzere 3 işçi tutuklanmıştır.[3]
1989[4]
Bahar Eylemleri… 1989 yılına damgasını vuran en önemli olaydır. Kamu
toplu iş sözleşmelerinde işçilerde büyük hareketlilik ortaya çıkmıştır. Grev ve
direniş yasaklarını delmek üzere yaratıcı eylem biçimleriyle oldukça yaygın
işçi eylemleri yaşanmaktadır. Toplu vizite eylemleriyle fiilen iş durdurma
eylemleri, çıplak ayaklı yürüyüşler, belediye otobüslerinin iş yavaşlatarak
trafiği kilitlemesi vb. İşçiler 12 Eylül yasaları tarafından koruma altına
alınan sendika bürokrasisine karşı sendika yöneticilerini harekete geçmeye
zorlamakta, sendika binalarını basmaktadır. Bazı işkollarında ve işyerlerinde
işyeri komite ve konseyleri kurulmuştur.
İşçi eylemlerinin yükseldiği bir dönemde yapılan 1989 Mart yerel
seçimlerinde büyük şehirlerin ve belediyelerin önemli kısmını SHP kazanmıştır.
Demirel başkanlığındaki DYP ikinci parti olmuş, iktidardaki ANAP ancak 3. Parti
olabilmiştir. Bu ortamda yapılan TİS’lerde oldukça yüksek oranlarda zamlar
alınmış ve 12 Eylül darbesi sonrasında işçi ücretlerinde yaşanan kayıplar
kısmen telafi edilmiştir.
Yılın sonuna yaklaşırken Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı süresinin
dolması nedeniyle yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, TBMM’de çoğunluğu elinde
bulunduran ANAP’ın oylarıyla Turgut Özal cumhurbaşkanı olmuştur. Sol harekette
gelişme eğilimleri sürmektedir. Darbe öncesinde var olan grupların büyük
çoğunluğu toparlanmış ve değişik düzeylerde örgütlü olarak siyaset yapmaya
çalışmaktadır. Silahlı eylemler artmaktadır. Yayınlar oldukça çeşitlenmiştir.
Yerel düzeyde çok sayıda dernek ve kitle örgütü kurulmuştur. Kamu çalışanları
dernekleri (Eğit-Der, PTT ÇAYAD, Mader, Bem-Der) gelişmektedir ve
sendikalaşmayı gündemlerine almıştır.
Öte yandan dünya genelinde sosyalizmdeki tıkanma ve gerileme oldukça
bariz hale gelmiştir. Sovyetler Birliği’nde ve Doğu Bloku’ndaki dağılma
eğilimleri kuvvetlenmiştir. Sovyetler Birliği 1988 yılı sonundan itibaren
Afganistan’dan çekilmeye başlamıştır. Yıl sonunda Berlin Duvarı açılmış ve Doğu
Almanya’nın Batı Almanya’ya katılma süreci başlamıştır.
1989 1 Mayıs’ı 3 koldan Taksim’in zorlandığı bir yıl olmuştur. İstanbul’daki
eylemlerde 400 kadar gözaltı olmuştur.
Devrimci çevreler İstiklal Caddesi, Şişhane ve Elmadağ’dan Meydan’a
yürümeye çalışmış; ancak saldırıyla karşılaşmıştır. Taksim çevresindeki
eylemlere toplam katılım 4-5 bin civarı olmuştur. Bu eylemlerde polisle çıkan
çatışmalarda, polisin ateş açması sonucunda 8’i silahla olmak üzere 35
civarında insan yaralanmıştır. 18 yaşındaki işçi M. Akif Dalcı Şişhane
tarafından Taksim’e çıkmaya çalışan grubun içindeyken polis tarafından
vurularak öldürülmüştür. Dalcı’yı öldüren polis Kazım Çakmakçı birkaç ay sonra
vurularak öldürülmüştür.
Petrol-İş,
Otomobil-İş, Kristal-İş, Laspetkim-İş, Deri-İş, Tüm-İş, Basın-İş sendikalarının
oluşturduğu 1 Mayıs Tertip Komitesi Hürriyet Tepesi’nde miting için başvuru
yapmış, ancak başvuru kabul edilmemiştir. Buna karşın işçilere Mecidiyeköy’de
buluşarak miting alanına yürüme çağrısı yapılmıştır. 1 Mayıs sabahı ise polisin
“dışarı çıkmayın” uyarısı üzerine Tertip Komitesi yaptığı toplantıda eylemi
iptal ettiklerini açıklamıştır. Ancak bu sendikaların çağrısıyla bir çok işçi
Mecidiyeköy ve çevresinde toplanmış ve yaklaşık 1.500 kişi eylem yaparak
Hürriyet Tepesi’ne doğru yürümeye çalışmış; polis saldırısı sonucunda
gözaltılar olmuştur.
İstanbul’da
ayrıca Merter Keresteciler Sitesi’nde 300 kişilik bir yürüyüş yapılmış ve 10
kişi gözaltına alınmıştır. Topkapı Nakliyeciler Sitesi’nde (TÜMTİS örgütlü) 600
işçi yürüyüşe geçmiş, polis tarafından dağıtılan gruptan 3 kişi göz altına
alınmıştır. Ayrıca yaygın şekilde işyeri eylemleri gerçekleşmiştir.
Ankara’da
kitlesel bir eylem olmamıştır. Basına bir pankart ve bir korsan gösteri
yansımıştır. İzmir’de çoğunluğu öğrenci olmak üzere, içinde yakalarına kırmızı
karanfil takan belediye işçilerinin de olduğu yaklaşık 500 kişi gözaltına
alınmıştır. Adana’da 150 öğrenci gösteri yapmış ve 29 kişi gözaltına
alınmıştır. Kayseri ve Gaziantep’te eylem olmamasına rağmen yapılan
operasyonlarda 28 kişi gözaltına alınmıştır.
1990
İşçi hareketinin canlılığı sürmekle birlikte patinaj yapmaya başladığı
bir yıl olmuştur. Kamu çalışanları ise sendikalarını kurmaya başlamıştır. Temmuz
ayında kamu çalışanı eylemleri açısından patlama olmuş ve kitlesel şekilde kamu
çalışanı sendikaları oluşmaya başlamıştır. Öğrenci hareketi bazı ilerlemeler
göstermekle birlikte kitleselleşememe sorunuyla iyice yüzleşmeye başlamıştır.
1 Mayıs’ta polis Taksim çevresinde geniş bir alanda denetim kurmuştur.
Bu nedenle 1989’daki kadar büyük sayılarla toplanma yaşanamamıştır. Gruplar
halinde toplam 3-5 bin kişi Taksim civarındaki gösterilere katılırken,
işyerlerinde ve bölgelerde yaygın eylemler olmuştur: İş bırakmalar, yürüyüşler
vb. 1990 yılı 1 Mayıs eylemlerinin simgesi ise İTÜ öğrencisi Gülay Beceren’in
polis tarafından vurularak felç olmasıydı.
1991
1991 yılı 3 Ocak Genel Grevi ve 4-8 Ocak Zonguldak-Ankara yürüyüşüyle
başlamıştır. Bu eylemler bir yandan zirve olurken, bir yandan da kırılma
noktaları olmuştur. Eylemler bir kazanım olmadan sonuçlanmıştır. Ocak ayı
ortasında Körfez Savaşı başlamış ve hükümet 100.000’in üstünde işçinin
katıldığı grevleri ertelemiştir. Savaş ortamı ve Türkiye’de gelişen Kürt
hareketiyle çatışmalar gerekçe yapılarak toplum üzerindeki baskılar artırılmıştır.
Ülke, Turgut Özal tarafından dikte edilen kararnamelerle yönetilmeye başlanmıştır.
Savaşla ortaya çıkan ekonomik kriz bahane edilerek yüz binden fazla işçi işten
çıkarılmıştır. Bunların önemli bölümü bahar eylemleri döneminde ön saflarda yer
alan işçilerdir. Öte yandan, Bahar Eylemleri ile 12 Eylül artığı sendika
bürokrasisine karşı taban hareketinin temsilcisi olarak şube ve sendika
yönetimlerine gelen bir çok yeni sendika yöneticisi sendika bürokrasisinin
parçası haline gelmiştir.
Darbe sonrası ilk izinli 1 Mayıs mitingi İzmir’de yapılmış ve bu
mitinge 8-10 bin kişi katılmıştır.
İstanbul’da Taksim’e yaklaşabilen pek olmazken devrimci gruplar çeşitli
yerlerde – Fatih, Eminönü, Merter vb.- birkaç yüz kişilik katılımlarla eylemler
yaptılar. Merter’de işçi ağırlıklı bir eylemle E-5 kesilmiştir. Öğrenciler
üniversitelerde eylem yapmıştır.
Eylemlerin ağırlığı daha fazla işyerlerine kaymış ve işyerlerinde işçi
eylemleri yapılmıştır. 1.000 belediye işçisi Saraçhane’den Unkapanı’na yürümüştür.
Otomobil-İş, Petrol-İş, Belediye- İş, Tümtis, Laspetkim-İş sendikaları işyeri
eylemleri yapmıştır.
3. Rutinleşen 1 Mayıs’lar: 1992- 2006
Bu dönemde
yasal 1 Mayıs eylemleri yapılabilmektedir. Miting ve yürüyüş yapılan şehirlerin
sayısı oldukça artmıştır. 1 Mayıs eylemlerinin merkezi olan İstanbul’da 1
Mayıs’lar Taksim yerine Gaziosmanpaşa (1 kez), Pendik (DİSK, 1 kez), Çağlayan,
Kadıköy gibi merkezlerde yapılmaktadır. Taksim’in 1 Mayıs’a açılması talebi
güncelliğini sürdürmekle birlikte izin verilmediği noktada izinli eylem
yapılabilen yere gidilmektedir. Eylemler genellikle işçi ve kamu çalışanları
sendikal konfederasyonları (DİSK, Türk-İş, Hak-İş, KESK) merkezde olmak üzere,
diğer emek ve meslek örgütlerinin düzenleyiciliğinde gerçekleştirilmektedir.
Türkiye genelinde 1 Mayıs’a katılım sayıları yıldan yıla değişken olmakla ve
sayılar çok net olarak tespit edilememekle birlikte 100 – 250 bin civarında
değişmektedir.
Sendikaların
güç ve üye kaybıyla birlikte eylemlere katılımları genel olarak düşmektedir. Sosyalist
grupların güçleri ve Kürt hareketinin katılımı ise konjonktüre göre değişiklik
göstermektedir.
1992: İstanbul’da İzinli 1 Mayıs
1991 yılının
2. yarısında Türkiye’de ve dünyada önemli gelişmeler yaşanmıştır. SSCB, çözülme
sürecindeyken 1991 Ağustos ayında yaşanan darbe girişiminin ardından tarihe
karışmış ve yerine Bağımsız Devletler Topluluğu kurulmuştur. Bu gelişme Dünya
genelinde sosyalizmin yenilgisinin pekişmesine yol açmıştır. Türkiye’de Ceza
Kanunu’nun 141, 142 ve 163. Maddeleri kaldırılmıştır. Yeni infaz yasasıyla 12
Eylül döneminden beri tutuklu olan çok sayıda kişi Temmuz – Ağustos aylarında
cezaevinden tahliye olmuştur. Yine yasal değişikliklerin sonunda Yargıtay
Temmuz ayında DİSK davasında beraat kararı vermiş ve DİSK’in yeniden faaliyete
geçmesinin önü açılmıştır. Ekim ayında yapılan genel seçimlerde ANAP iktidardan
düşmüştür. 1989 yerel seçimlerinde birinci parti olmuş olan SHP, Kürt illerinde
HEP’li adaylarla seçime girerek buralarda yüksek oy almasına rağmen, diğer
bölgelerde oy kaybederek 2. parti
olmuştur. Demirel başkanlığındaki DYP seçimlerden birinci olarak çıkmıştır. DYP-SHP
koalisyon hükümeti kurulmuştur. Bu hükümetin kurulmasıyla bazı açılardan
(örneğin kamu çalışanları sendikalarının üzerindeki baskıların azalması)
rahatlama yaşanırken, Kürt halkına karşı kirli savaş, yargısız infazlar ve
gözaltında kayıpların da yoğunlaşmaya başladığı bir dönem olmuştur.
1992 yılı
toplumsal muhalefetteki duraklama ve tıkanmanın belirginleştiği bir yıl olmuştur.
Öğrenci hareketi oldukça daralmış ve etkisizleşmiştir. İşçi eylemlerinde
başarılı sonuçlar azalmıştır. Sendikal harekette “Çağdaş Sendikacılık” olarak
tanımlanan ve sınıf mücadelesi yerine sınıf uzlaşmasını savunan anlayış güçlenmektedir.
Temmuz ayında DİSK’in Ören’de Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısı
yapılarak yeni döneme ilişkin sendikal politikalar tartışılmıştır. “Sınıf ve
Kitle Sendikacılığı” ve “Çağdaş Sendikacılık” fikriyatları çerçevesinde tartışma
yürütülmüştür. Ancak yönetimde hakim anlayış “Çağdaş Sendikacılık” anlayışıdır.
1992 yılında
İstanbul’da ilk izinli 1 Mayıs eylemi Sosyalist Parti’nin aldığı izinle GOP
Meydanı’nda yapılmıştır. İstanbul Sendika Şubeler Platformu ve Sosyalist Parti valiliğe
ayrı ayrı miting başvurusu yapmıştır. Valilik, daha önce başvurduğu
gerekçesiyle, SP’ye izin vermiştir. Bunun üzerine Sendika Şubeler Platformu, SP
ile anlaşıp eylem komitesinde kontrolü ele alarak mitingi gerçekleştirmiştir.
Toplam katılım 8 bin civarı olmuştur. DİSK, Türk-İş, Hak-İş konfederasyonları
salon kutlaması yapmıştır.
1993 - 1995
93 1 Mayıs’ına gelindiğinde DİSK faaliyete geçmiştir ve Türk-İş de 1
Mayıs’ta miting kararı almıştır. İstanbul’da iki ayrı miting olmuştur. DİSK,
KÇSP ve destekleyen çevreler, başta DY geleneği, Pendik’te miting yapmıştır. Diğer
şehirlerden DİSK destekçileri ile siyasal çevrelerinde İstanbul’a geldiği bu
mitinge yaklaşık 20 bin kişi katılmıştır. Türk-İş ve destekleyen çevreler ise
(DS, Partizan vb.) Çağlayan mitingine katılmıştır. Bazı kaynaklara göre bu
mitinge 60 bin kişi katılmıştır.
2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı yaşandı. 1994 yılı Mart ayında yapılan
yerel seçimlerde Refah Partisi en çok oyu alarak İstanbul, Ankara başta olmak
üzere bir çok belediyede yönetimi kazandı.
1994 1 Mayıs’ında İstanbul’da Çağlayan’da Türk-İş, DİSK ve diğer
sendikaların düzenleyiciliğinde miting yapıldı. Miting sonunda kitleye polis
saldırısı yaşandı. 1994’ten itibaren İstanbul dışında da giderek daha yaygın
olarak 1 Mayıs mitingleri yapılmaya başlandı.
12-15 Mart 1995 günleri arasında yaşanan ve kamuoyunda “Gazi Mahallesi
Olayları” olarak bilinen olaylarda Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de toplam 22 kişi
öldürüldü. Ancak, özellikle Alevi kent yoksullarında kuvvetli bir tepki ve
hareketlenme ortaya çıktı. Bu mahallerde alevi kent yoksulları arasında çalışma
yapan gruplar belirgin şekilde kitleselleştiler. Bununla birlikte Sivas
katliamından sonra yaygınlaşmış olan Alevi dernekleri de geliştiler. Bir çok
yerde Cemevleri kuruldu. Sol gruplar buralardaki faaliyetlerde kitle bağlarını
genişlettiler. Bu durum eylemlere de kitleselleşme olarak yansıdı. Gözaltında
kayıplara karşı güçlü bir mücadele ortaya çıktı ve bazı kayıpların cenazeleri
bulundu. Sivas katliamının ertesi senesinde oldukça zayıf geçmiş olan Sivas anma
mitingine katılım 1995 yılında arttı. Ancak, soldaki bu gelişme toplumun Alevi
olmayan kesimlerine pek fazla yansımadı. 1995 yılı sonunda yapılan genel
seçimlerde Refah Partisi 1. Parti oldu.
1995 1 Mayıs eylemi Kadıköy’de yapıldı ve Gazi olayları sonrası
ortamının etkisiyle 30-40 bin kişi katıldı. Doğrudan örgüt kortejleri ve tek
tip elbise, askeri yürüyüş bu sene başladı.
1996
1996 1 Mayıs’ı kitlesel oldu ve polis saldırısı sonucu 3 devrimci
öldürüldü. Bu 1 Mayıs aynı zamanda Gazi direnişi sonrasında toplumsal
muhalefette yaşanan gelişme eğiliminin de kırıldığı gün oldu.
1996’da 1 Mayıs Kurban Bayramı’nın son gününe denk geldi. 1 Mayıs
eylemine katılım zirveye çıktı. Eylem Kadıköy’de gerçekleştirildi. Kitle
toplanırken sabah saatlerinde yaşanan polis saldırısı sonucu 2 kişi hayatını
kaybetti. Ancak, can kayıpları eylem sonuna kadar kitleye duyurulmadı. Miting
meydanına kitlenin girişi devam ederken zaman zaman polisle gerginlikler, küçük
çaplı çatışmalar yaşandı. Ancak, yürüyüş devam ederken meydanda bir grup,
sendika yöneticilerini kovarak kürsüye el koydu. Bu noktada eylemde bir
insiyatif boşluğu oluştu. Bu sırada alana girişler devam ederken polisle
yeniden çatışma çıktı. Bu saldırıda bir kişinin daha hayatını kaybetmesiyle
eylemde polis tarafından öldürülenlerin sayısı 3’e çıktı: Dursun Odabaş, Hasan
Albayrak, Yalçın Levent.
96 1 Mayıs’ı için katılım konusunda oldukça farklı sayılar ileri
sürüldü. Bu 1 Mayıs için 200.000 kişinin katıldığı ve kendilerinin de 15.000,
30.000 kişi olduğunu iddia eden gruplar oldu. Bizim aldığımız sayılara göre 60
bin civarında katılımın olduğu bu eyleme ÖDP 5 bin, HÖC 5 bin, MLKP 2-3 bin,
EMEP yine 2-3 bin, TİKB 800-900, Halkevleri ve Öğrenci Koordinasyonu toplamda
1.000 kişiyle katıldı. Sendikaların katılımı ise, 1 Mayıs’ın bayram tatili
sonuna denk gelmesinin de etkisiyle, oldukça zayıf kaldı. Eylem soldaki 2
kuvvetli eğilimi yansıttı. Bir tarafta o dönem bizim “militer sol” şeklinde
adlandırdığımız gruplar (HÖC, MLKP, TİKB, TKP-ML vb.), öbür tarafta oldukça
kitlesel yasal partiler (ÖDP, EMEP). Eyleme bir çok grup örgütsel pankartıyla
katıldı. Devrimci Sol / DHKP-C çizgisinin başlatmış olduğu askeri düzen
yürüyen, tek tip kıyafetli, disiplinli, görkemli yürüyüş kortejlerinin
benzerlerini yapan gruplar oldu. İdeolojik olarak silahlı eylem çizgisine ve
pratiğine uzak olan Kıvılcımlı kökenli bir grup bile kukuleta ve tahtadan silah
maketleri taşıyan bir kortej oluşturmuştu. Yasal partilerde ise ÖDP 1996 yılı
başındaki kuruluşuyla birlikte hem birçok grubu bünyesine katmış, hem de
oluşturduğu umutla, söylemleriyle bir dinamizm oluşturmuştu. Emek Partisi de
yasallaşmayla birlikte kitlesini artırmıştı.
Bu dönemde gelişmekte olan Sosyalist İktidar Partisi (SİP), 1996 1
Mayıs’ında Taksim’de 200 civarında bir katılımla eylem gerçekleştirdi.
1 Mayıs’ın ardından egemen sınıflar yaygın bir çarpıtma ve sola karşı
saldırı dalgası başlattılar. “Çiçeklere saldırdılar” vb. haber başlıklarıyla
sol hareketlerin kitlesel meşruluğu sorgulandı. DİSK Başkanı Rıdvan Budak,
mitingde yaşanan kürsü işgalini de bahane ederek, emek güçlerinin
devrimciler-işçiler olarak ayrıştırılması çabasının parçası oldu. Solun tecrit edilmesi çabası etkili de oldu.
Cezaevlerinde sola yeni bir saldırı dalgası ve bu saldırıya karşı açlık
grevleri başladı. Açlık grevleri sonucunda 12 devrimci hayatını kaybetti.
Ancak, kitlesel eylemler yapılamadı. En büyük eylem 2-3 bin kişiyle sınırlı
kaldı. Susurluk’ta kontrgerilla/çete ilişkilerinin açığa çıkması karşısında
kitle hareketinde bir gelişme olduysa da kalıcı olmadı.
1997-2004
Bu dönemde İstanbul 1 Mayıs’ları Çağlayan’da gerçekleştirildi ve rutin
bir hal aldı. Küçük sayılarla Taksim’de eylem yapan gruplar olmakla birlikte
kitlesel katılım yasal mitinglerde oldu.
97 1 Mayıs’ı Refah-Yol
hükümeti, Susurluk kazasıyla ortaya çıkan çete ilişkileri ve 28 Şubat muhtırası
ve bir önceki 1 Mayıs’ta yaşanan çatışmaların yarattığı baskı ortamında
yaşandı. Gündemin ana konusunu çeteler, gericilik ve savaş politikaları
oluşturdu. Katılım genelde 1996’ya göre yarıya yakın oranda düştü. İstanbul’da
35 bin kişinin katıldığı eyleme ÖDP 3 500, HÖP 2 500, HADEP 2 000, EMEP 2 000,
SİP 1 200, Halkevleri ve Öğrenci Koordinasyonu toplamı 1.200 kişiyle katıldı[5].
97 1 Mayıs’ında Devrimci Güçbirliği Platformu alana alınmayınca/girmeyince
kortejde arkasında kalan gruplar HÖP, ÖDP, Halkevleri de alana giremedi. Bunun
üzerine geri dönüp Şişhane üzerinden Taksim’e doğru yürüyen gruplara polis
saldırdı.
1998 1 Mayıs’ına İstanbul’da
30 bin kişi katıldı. Bu mitingde ÖDP, HÖP gibi gruplarda azalma varken
Halkevleri’nde bir miktar sayısal artış oldu. Ancak öğrenci hareketinin geri
çekilme eğilimi sonucunda Öğrenci Koordinasyonu’nun katılımı düştü.
99 1 Mayıs’ına ise Öcalan’ın
yakalanması, şovenizm ve şovenist partilerin seçim zaferi ardından gelindi.
İstanbul’daki mitinge yaklaşık 15 bin kişi katıldı. Ankara’da 20 bin kişi
şovenist rüzgara karşı 1 Mayıs’taydı. Bu sene Türk-İş ve Hak-İş 1 Mayıs’a
katılmadı. İstanbul’da katılım bütün örgütlenmeler için bir önceki seneye
oranla yarı yarıya azalmıştı. Alanda genel olarak coşku düşüktü.
2001 yılında, yaşanan Şubat
krizinin de etkisiyle, 1 Mayıs’a katılım arttı. Türkiye genelinde 44 merkezde
yapılan mitinglere İstanbul’da yaklaşık 50 bin kişi katıldı. Örgütsüz kitle
oldukça yaygındı.
2002 yılında Türkiye
genelinde 170-200 bin kişilik bir katılım oldu. İstanbul’da 60-70 bin kişilik
katılımda HADEP’in 20 bin kişilik katılımı etkili oldu. Bazı katılımlar ise
şöyleydi: ÖDP 2 500, HÖP 2 000, EMEP 2 000, TKP 1500-2 000, Atılım 1 000, İP 1
000, HE+Koordinasyon 600-700 kişi.
2003 yılında İstanbul’da
50-60 bin, ülke genelinde ise 150 bin civarında katılım oldu. İstanbul’da sendikalar
15-20 bin kişiyle, Emek Barış Demokrasi Bloku 10 bin (HADEP, EMEP, SDP ve diğer
gruplar), TKP 3 bin, HÖC 3 000, HE+Koordinasyon 800 kişi.
2004: Saraçhane. Güç Denemesi
2004 yılında İstanbul’da 1 Mayıs’ta iki ayrı eylem gerçekleştirildi.
DİSK ve KESK öncülüğünde, devrimci çevrelerin desteğiyle Saraçhane’de
toplanıldı ve burada fiili bir eylem gerçekleştirildi. Bu eyleme 20-25 bin kişi
katıldı. Türk-İş’in çağrısıyla Çağlayan’da gerçekleştirilen eyleme 10 bin kişi
civarında katılım oldu.
2004 Saraçhane sürecinde DİSK’in ve birlikte davranan KESK’in temel
sloganı “Çayıra da Çukura da Hayır” olmuştu ve mesele esasta bir Çağlayan’dan
çıkış meselesi olarak tartışılmıştı. Devrimciler süreçte Taksim’i hedef
göstermiş, DİSK/KESK ise mütereddit bir çizgi ortaya koymuştu. Solun önemli
kısmı tavrını oldukça geç netleştirmiş, bir kısım çevre Çağlayan’a gitmişti.
2005 - 2006
2005 yılında İstanbul 1 Mayıs eylemi Kadıköy’de gerçekleştirildi.
1996’dan beri yasaklanmış olan Kadıköy Meydanı, önceki yıl DİSK ve KESK
öncülüğünde gerçekleştirilen basıncın etkisiyle 1 Mayıs’a açıldı. Bu eyleme
katılım 60-80 bin civarında oldu. Bu eyleme DEHAP 10-12 bin kişiyle kitlesel
olarak katıldı. TKP, miting alanının yanında kendi kürsüsünü kurarak ayrı eylem
yaptı, bu eyleme Türkiye genelinden 3-4 bin kişi katıldı. Türkiye genelinde ise
80 kadar ayrı noktada 1 Mayıs eylemi gerçekleştirildi ve toplam katılım 200 –
250 bin kişi civarında oldu. Kürt illerinde önceki yıllara göre daha yaygın
olarak (10 ayrı merkezde) eylemler gerçekleştirildi. 2004-2005 yıllarında yaşanan şovenist dalganın
karşısında devrimci çevreler anti-şovenist sloganları öne çıkarırken, bir çok
sendika eylemlere Türk bayraklarıyla katıldı.
2006 1 Mayıs’ı
yine Kadıköy’de gerçekleştirildi.
4.Yeni Dönem: Taksim’e Yöneliş (2007-2015)
2007[6]
DİSK yönetimi,
2004 yılındaki çıkışının ardından 2005 ve 2006 yıllarında eylemi Kadıköy’de
gerçekleştirirken yapılan tartışmalarda “2007’de, 1977’nin 30. Yılında,
Taksim’e çıkacağız” diyerek Taksim tartışmalarının önünü kesti. Bu durum, sol
çevrelerde daha çok bir oyalama çabası olarak değerlendirildi. Ancak, DİSK
yönetimi 2007’de sözünün arkasında durdu ve Taksim’e çağrı yaptı. Türk-İş ise
Kadıköy’e çağrı yaptı ve eylemi burada gerçekleştirdi.
2007
yılında DİSK içinde ve çevrede yapılan tartışmalarda Cumhurbaşkanlığı seçiminin
1 Mayıs’ı kolaylaştıracak bir faktör olacağı görüşü mevcuttu. Böyle bir ortamda
“iktidarın emekçilere karşı sistemli bir saldırıyı göze alamayacağı, iyi
geçinmeye çalışılacağı” beklentisi vardı. Ancak, Türk-İş’e yaptırılan Kadıköy
başvurusu aslında iktidarın niyetini gösteriyordu. Yine de “iktidarın toplanacak
50 bin-100 bin kişiye saldırılamayacağı” öngörüsü karşısında emniyetin, valinin
tavrı toplanmayı engellemek için şehrin her köşesinin tutulması oldu.
Hrant
Dink cenazesindeki kitlesellik solu heyecanlandırmış ve 100 bin kişiyle
Taksim’de 1 Mayıs’ın yapılması fikri kuvvetlenmişti. Şubat ayında yapılan DİSK
Başkanlar Kurulu’nda konu, Dink cenazesi temelinde ele alındı.
DİSK
YK’nın kararlı tutumu ağırlıkla kişisel olan birkaç nedene bağlanarak düşünüldü
(Biz dahil):
-
DİSK Genel Kurul’u yaklaşıyor, bir başarıya
ihtiyaç var. 2004 Saraçhane eylemi şimdiki yönetimin (Çelebi-Çam liderliğinde)
önünü açmıştı. Yeni bir başarı yönetimin devamını sağlayabilir.
-
10 Aralık Platformu’nun siyasi bir çıkışa
ihtiyacı var. Bu çıkışla Çelebi’ye de milletvekilliği yolu açılacak.
Yine
Taksim kararlılığı başlangıçta bazı ek kaygıları da gündeme getirdi. DİSK’in 28
Şubat sonrası ordu politikaları temelindeki hareketi hatırlara geldi. DİSK’in
bu cesareti AKP’ye karşı ordudan aldığı, cuntacılarla paralel ve onların
ekmeğine yağ süren bir tutum takınacağı görüşleri çeşitli çevrelerde ifade edildi.
Ancak süreçte DİSK oldukça net açıklamalarla ve Cumhuriyet mitinglerinin
parçası olan 14 Nisan eylemine katılmayarak araya mesafe koydu. İstanbul’da
gerçekleştirilen 29 Nisan mitingine ise 2 gün önce, Türkan Saylan’ın
açıklamaları ve miting sloganları içinde “Ne şeriat ne darbe” temasının
yeralması ve demokratik bir çağrı olduğundan katılma kararı aldı. Bu tavır (29
Nisan) 1 Mayıs’ı pek etkilemedi.
“Devrimciler ve
soldaki kitle örgütleri (DİSK, KESK, TMMOB, TTB) cuntacı-ulusalcı cenahın bu
derece kuvvetli bir hareketi açığa çıkarabileceğini görememiş ve devredışı
kalmıştır. Bununla birlikte bu kurumların 14 Nisan’a katılmama kararı doğrudur.
Çünkü faşistlere-kontrgerillacılara kadar uzanan bir cenahın ve cuntacıların
yanında taraf olmak kendine kurşun sıkmaktır.
Saflaşmanın
Meclis çoğunluğu-mitingler temelinde sürmesi 1 Mayıs’ın ana gündemin dışına
düşmesine yol açmıştır. İstanbul CHP, valinin açıklamalarına rağmen son bir
haftaya kadar Taksim platformunda yer almıştır. Ancak son anda “Kadıköy’deyiz”
pankartları asarak AKP işbirlikçisi Türk-İş’in yanına geçmiştir. Bu değişimde
yasallığın dışında DİSK-KESK ve devrimcilerin 14 Nisan’a karşı tavrı ve
cuntacılardan uzak durmasının etkisi muhtemeldir.
Süreç
yaşanırken ortaya çıkan ve yanlışlanan öngörü ve kaygılar değerlendirildiğinde
çıkan sonuç: Ne hükümet ne de ordu 1 Mayıs’ı kendi lehine öbür tarafa karşı
kullanma yoluna gitmemiştir. Her iki taraf birlikte 1 Mayıs’ı engellemeye
çalışmıştır. İktidar ve ordu sınıf bilinçli davranmıştır. Her iki tarafın
kendileri için çok daha elverişli araçları varken, işçi sınıfının gündemine
tabi olmaya ihtiyaç duymamışlardır.”[7]
2007- Hazırlıklar
Hazırlıklar
sürecinde topluma geleceğe dönük talepler ve hedefler iletilemedi. Ancak
sürecin gelişimi içinde iki mesaj iletilebildi. Birincisi “77 1 Mayıs’ında
öldürülenleri anmak”. Bu mesaj o dönemi yaşamış insanlardaki ve soldaki
kararlılığı artırıp, genel kamuoyu önünde Taksim meşruluğunu artırdı.
İkinci
ve daha zayıf mesaj ise “Taksim her şeye açık işçi bayramına kapalı, bu da
iktidarın iki yüzlülüğünü gösterir.”
DİSK’in
samimiyetini ortaya koyan önemli bir gösterge de oluşturulan Komite’lerin
yapısı oldu. DİSK kendi komitesinin, sendikaları en üst düzeyde temsil edecek
isimlerden oluşmasını kararlaştırdı. Bu komitede DİSK içinde yer alan tüm
sosyalist eğilimlerden (EMEP hariç) insanların yer alması sağlanarak önemli bir
adım atıldı. Geçmiş yıllarda genelde görülen etkisiz ve göstermelik Komite
davranışı aşıldı. 2004’te Saraçhane sürecindeki gibi bir zemin oluştu.
Ardından
KESK, TMMOB, TTB birlikteliği ve tüm parti, siyasi grup, dernek vb. yer aldığı
bir Meclis, bu meclisin içinden çıkan Komite oluştu. Nisan ayı boyunca işleyen
bu mekanizmalar güveni, ortak hareket zeminini geliştirdi. Sendikaların
sosyalist grupları küçümseyen ve dışlayan, sosyalist grupların ise sendikalara
güvenmeyen tutumları büyük oranda bu mekanizmalarla aşıldı.
DİSK
tüm ülkede tek bir 1 Mayıs için çağrı yaptı. Böyle önemli bir hedefin
gerçekleştirilebilmesi için de bu çağrı doğruydu. Bir çok kurum ve grup bu
tavra uygun davrandı. Ancak, KESK yerel eylemlere katıldı. Bazı gruplar, yerel
eylemlere katılmaktan yana tavır aldı.
2007- Taksim
Devletin
hazırlıklarının kapsamına uyan bir teknik hazırlık yapılmadı. Özellikle şehir içi
ulaşımın felç edileceği öngörülmedi. Randevu saatleri, yerleri bu varsayıma
göre belirlendi ve bu nedenle işlemedi.
DİSK’in
oluşturduğu yedek komite için özel bir hazırlık, iletişim, görevlendirme
olmadı. Bu durumda, valilik-emniyetin bütün tehditlerine rağmen “Dolmabahçe’de
bir mitinge izin vererek, sendikaları bir uzlaşmaya zorlayacağı böylece 1
Mayıs’ın kararlılığını kırmaya çalışacağı, asıl sorunun kararlı bir tavırla
Taksim yolunu açmak, ya da direnmek olacağı” varsayımı etkili olmuş olmalı.
DİSK
böyle bir durumda fiili bir zorlamaya girmeyeceğini ilan ederek, diğer grupları
da DİSK’i aşan bir çatışmaya girmemeye çağırdı. Toplanma yerinin beklendiği
gibi Şişli değil de Dolmabahçe olarak belirlenmesi de (muhtemelen) Şişli’de
yaşanabilecek bir çatışmada siyasi grupların işyerlerine saldırabileceği
endişesinden kaynaklandı. Bazı gruplar ise toplanma yerlerini Okmeydanı olarak
belirledi ve eylemi esas olarak bu bölgede gerçekleştirdi. Avrupa yakasına
geçemeyen bazı gruplar da eylemi 1 Mayıs Mahallesi’nde gerçekleştirdi.
Ortaya
çıkan bütün tereddütleri, uzlaşma kaygılarını gideren ise, saldırgan tutumuyla,
devlet güçleri oldu. Dolmabahçe’de toplanmaya izin vermeyip, sabah erkenden Komite’yi
gözaltına alarak hiçbir uzlaşmaya girme niyeti olmadığını gösterdi. 7.30’da
komitenin bir kısmının Dolmabahçe’de toplanması da bu niyeti açığa çıkarmaya
yönelik bir tavırdı aslında. Yani polis yemi kaparak, aslında 1 Mayıs’a hizmet
etti. Yine sabah saatlerinde şehir girişlerinin tutulması ve burada direnişin
başlaması da günün nasıl geçeceğini haber verdi: Yoğun devlet baskısı ve
kararlı, inatçı bir direniş.
Bu
saatten sonra herkes için önceden ifade edilmemiş de olsa fiili karar netleşti:
Bulunabilen her araçla öncelikle buluşma yerlerine (Beşiktaş, Kabataş vb.),
sonra Dolmabahçe’ye ve son hedef olarak da Meydan’a gidilecekti.
Polisin
Süleyman Çelebi ve kurum başkanları öncülüğünde oluşan gruba izin vermesi
önemli bir gedik açtı. Harbiye’den, Sıraselviler’den, İstiklal Caddesi’nden,
Tarlabaşı’ndan tüm ara sokaklardan Meydan’a doğru defalarca gruplar halinde
akınlar düzenlendi.
Olması
gereken oldu: Tüm sosyalist gruplardan, sendikalardan, meslek örgütlerinden
binlerce insan fiilen defalarca organize olarak polisi çaresiz bırakan,
saldırıların dozu artsa da yılmayan bir direniş gösterdi. Sonuç: İşte Taksim,
İşte 1 Mayıs.
Bazen
binler, yüzbinlerden büyük etkiler yaratabiliyor. 50-100 bin insanın katıldığı
ve kısmi canlanma dışında önemli bir şey bırakmayan, kendini tekrarlayan
mitinglerin ardından (İstanbul dışından 10.000’e yakın olmak üzere) toplam
20-30 bin civarında bir insan topluluğuyla önemli bir coşku sağlandı ve zafer
kazanıldı.
2008
DİSK
toplanma yeri olarak kendi binasını belirledi ve geceden binaya mümkün olduğu
kadar insanın toplanması kararı aldı. Çatışmaların merkezi de burası oldu. Gece
birkaç yüz kişi DİSK binasında sabahladı ve sabahla birlikte polis saldırısı
başladı. İlk saldırı sabah 6.30 civarında oldu, DİSK önünde toplanan ve
hazırlık yapanlara su ve gaz bombalarıyla saldırıldı. Saldırı öğlen saatlerine
kadar bir çok kez tekrarlandı. Kitle, yoğun saldırı altında binaya girdi, biraz
toparlanınca tekrar dışarı çıktı. İktidar temsilcileri tarafından
“temsilcilerin alana gidebileceği” şeklindeki çağrılara uyulmayarak, bu tuzağa
düşülmedi.
Asıl
kitlesel mücadeleler ise Mecidiyeköy, Pangaltı vb. bölgede gerçekleşti. Bir -çok
sol grup buralardan Meydan’ı zorladı. Taksim’e ulaşılamasa da toplumsal
muhalefetin direnci sergilenmiş oldu.
2009
2007
ve 2008’de iktidarın saldırgan tutumu burjuva medyada bile teşhir olmalarına
neden oldu. AKP iktidarı oluşan basıncın etkisiyle 1 Mayıs’ı “Emek ve Dayanışma
Günü” olarak tatil ilan etti ve bunu kendi lütfu olarak sunmaya çalıştı.
2009
yılının kritik kavramı “makul sayı”
oldu. Valilik “temsilcilerin alana gireceğini” açıkladı. Yapılan
görüşmede valilik temsilcileri tarafından “toplanmaların engellenmeyeceği”
vaadinin dile getirildiği, temsilciler tarafından DİSK toplantılarında
açıklandı. Bu durum bir iyimserlik yarattı.
Sabahtan
itibaren polis DİSK binasına sendika temsilcilerinin ulaşmasına izin verirken
diğer katılımcıları arama noktaları dışında tutmaya çalıştı. DİSK binası önünde
toplanan kitlenin saldırı altında olsa bile Meydan’a ulaşmasına izin verildi.
Kitlenin yürüyüşü boyunca bazı yerlerde barikatları aşanların kitleye
katılmasıyla sayı bir-kaç bin kişiye ulaştı. Böylece, riskli ama önemli bir
zafer kazanılmış oldu.
2010, 2011, 2012
İşte
Taksim, İşte 1 Mayıs!
2013-2015
Yasaklamalar
ve direniş.
5. Değerlendirme ve Notlar
Türkiye sol ve devrimci hareketleri, emek güçleri açısından 1 Mayıs’lar
ülke gündeminde etkin yer almanın önemli olanaklarından birisini oluşturmuştur.
Sol öznelerin önemli bir bölümü (sosyalist gruplar, partiler, meslek örgütleri,
kitle örgütleri, solda yer alan sendikalar) aynı dönemde, aynı hedef için
çalışmalarını ve güçlerini yoğunlaştırdığında belirli bir enerji, görünürlük,
heyecan ortaya çıkmaktadır. Bu ortam emekçi kitlelerle ve toplumun değişik
kesimlerine bir yandan doğrudan / aracısız olarak rutin dönemlerden daha fazla
temas etme ve sesini duyurma olanağı; öte yandan gerek hazırlıklar sürecinde,
gerekse de 1 Mayıs eylemlerinin kendisiyle yazılı ve görsel basında daha fazla
habere konu olarak düşüncelerini duyurma olanağı sağlayabilmektedir.
Gündem olmanın önemli unsurlarından birisi de “gündem oluşturmak”tır. 1
Mayıs’lar Türkiye solu açısından gündem oluşturma açısından iyi
değerlendirilememektedir. Genellikle 1 Mayıs’a yaklaşan dönemde ülke
siyasetinde en fazla tartışılan, en yakıcı güncel meseleler 1 Mayıs’ların ana
gündemini oluşturmaktadır. Örneğin 1994 1 Mayıs’ında, Mart ayındaki yerel
seçimlerin etkisiyle gericiliğe karşı mücadele ana gündem haline gelirken, 1997
yılında “çetelere ve gericiliğe karşı mücadele”, 2001 yılında Şubat ayında başlayan
kriz, 2003 yılında ABD’nin Irak İşgali önemli gündemler olmuşlardır. Bunlarla
birlikte Kürt sorunu eksenli olarak “barış” talebi 1990’lardan beri her dönem
talepler ve gündemler arasında yer almaktadır. Ülkedeki siyasi ve toplumsal
gündemin 1 Mayıs’larda karşılık bulması, bu konularda görüş beyan edilmesi
doğal ve gereklidir. Ancak, emek güçlerinin özelikle 1 Mayıs’larda kendi
gündemlerini toplumun gündemi haline getirmek için daha fazla çaba göstermesi
gereklidir. Örneğin işsizliğe karşı önlemler, 35 saatlik çalışma haftası,
sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi, güvenceli çalışma, iş cinayetleri ve
meslek hastalıklarına karşı sağlıklı ve güvenli çalışma hakkı vb.
Öte yandan 1 Mayıs’lar her özne açısından örgütlenmenin bir parçasıdır.
Afişlemeler, bildiri dağıtımları, hazırlık eylemleri, toplantılar (işyeri,
mahalle, okul, kahve, kurum toplantıları, piknikler vb.) hem katılanları sürece
motive ederken, hem de yeni katılımlara vesile olabilmektedir. Yapılan
etkinlikler ve eylemler gelişime açık kadro adaylarının ortaya çıkması,
gelişimi, tecrübe kazanması için de vesile olmaktadır.
1 Mayıs’lar mücadelenin ve
örgütlenmenin durumunun da ölçüldüğü bir gün olmuştur. Bir anlamda “siyasi
yılbaşı” olarak değerlendirilebilir. Bu özelliği nedeniyle de, bazı yıllarda
daha yoğun olmak üzere, kitle / sayı yarıştırma tartışmaları yaşanmaktadır.
Özellikle siyasal yapılar açısından 1 Mayıs’ta oluşturulan görkemli, kitlesel,
militan kortejler yeni taraftarların katılmasına vesile olmaktadır. 1 Mayıs
sonrasında ise çoğunlukla kendi sayısını abartan, rakip gördüğü grupları
küçülten sayılar ortaya konularak bir yarış yapılmaktadır.
Egemenler de bu özellikleri nedeniyle 1 Mayıs’ı kendileri açısından en
az zararla, ve hatta mümkün olursa kazançla, geçirecekleri bir tarih olarak
değerlendirmeye çalışmaktadır. Bir yandan kitle katılımını azaltabilmek ve
eylemlere baskı uygulamayı meşrulaştırabilmek için her 1 Mayıs öncesinde
“provokasyon olabilir” söylemleri ve bazen operasyonlar tekrarlanmaktadır. Öte
yandan, emek güçlerinin burnunu sürtmek, egemenlerin gücünü göstermek için her
olanaktan yararlanılmaktadır.
1
Mayıs öncesindeki tartışmalarda Taksim’i bir “takıntı” / “alan fetişizmi”
olarak görenler de olmuştur. Ancak, Türkiye sol hareketinin genelinin Taksim
takıntısı olmamıştır. Tarihsel nedenlerle Taksim önemsenmiştir, önemli eylemler
için Taksim düşünülmüştür. Ancak 92’de GOP’ta düzenlenen 1 Mayıs mitinginden
beri sol/devrimci gruplar genel olarak sendikalarla birlikte yapılan mitinglere
katılmıştır.
Gezi
direnişinde Gezi Parkı’nın o dönemde AKP ile olan bütün çatışma konuları için
bir direniş simgesi haline gelmesi örneğinde olduğu gibi, Taksim Meydanı,
özellikle de 1 Mayıs’ta, önemli bir simgedir. İktidarın baskılarına karşı
direniş hattı için önemli bir simge olmaya da devam edecektir. Ancak bu durum,
her şart altında, kitle hareketinin genel durumu, güç dengeleri, halk ve işçi
kitlelerinin psikolojisi gibi hiçbir faktörü göz önüne almadan düz bir mücadele
hattının tekrarlanacağı anlamına gelmemektedir. İşçi sınıfının ve halkların
mücadeleleri bir yandan cüret ve kararlılıkla, öbür yandan somut durumun somut
tahliline göre atılacak adımlarla ilerleyebilir.
[1]
1987 yılında yapılan eylem ve etkinliklere ilişkin ana kaynak: “Merhaba 1 Mayıs
1987, (tarih yok), Dönem Yayıncılık”. Ayrıca o dönemde Genel Hizmet-İş’te
yönetici olan Kamil Kartal’dan da bilgi alınmıştır.
[3] Aktaran
Kamil Kartal
[4]
Eylemlere ilişkin bilgiler genel olarak 2 Mayıs 1989 tarihli Milliyet
Gazetesi’nden alınmıştır.
[5] Buradan
sonraki sayılar genellikle Devrim dergisinden alınmıştır.
[6] 2007
yılına ilişkin bölüm 7 Mayıs 2007 tarihinde yazdığım ve yayınlanmamış
değerlendirmeden küçük değişikliklerle alınmıştır.
[7] 7 Mayıs
2007 tarihinde yazdığım ve yayınlanmayan değerlendirmeden alıntı.
Yorumlar
Yorum Gönder