1 Mayıs 2025 Değerlendirmesi

Ertuğrul Bilir / 17.05.2025

(Açıklama:  Bu yazı Academia.edu sitesinde yayınlandı.  Ayrıca X Platformunda yayınladım. -EB)


Bu 1 Mayıs, her zaman olduğu gibi, sosyalist hareketin ve işçi sınıfı hareketinin mevcut gücünü/güçsüzlüğünü, zaaflarını yansıtan bir süreç olmuştur.

1 Mayıs söz konusu olduğunda, İstanbul’da Taksim bütün devrimciler, sosyalistler açısından tarihsel önemi olan bir alandır ve yasaklara rağmen Taksim’e yönelme çağrısı anlamlı bir çağrıdır. Ancak yine de genel siyasal durumu, kitle hareketinin durumunu, çağrı yapanların gücünü ve etki alanını dikkate almayan bir Taksim çağrısı mücadeleyi ilerletmemektedir.

1 Mayıs’ta merkezi emek ve meslek örgütlerinin İstanbul’da Kadıköy’de miting yapma kararı beklenenin ve mümkün olanın gerisinde bir karardır. Eğer bu örgütler Taksim’e yönelme şeklinde karar almış olsaydı muhtemelen yalnız kalmayacaklardı. Ancak bu kurumlar ve karar sürecine katılan gruplar, muhtemelen bazı çekinceleri nedeniyle, Kadıköy’de yasal 1 Mayıs yönünde tavır almışlardır.

1 Mayıs eylemleri, 19 Mart sonrası direnişin oluşturduğu havayı kısmen yansıtmıştır. Değişik şehirlerde yapılan gözlemlerde katılımın geçmiş yıllara göre daha kitlesel olduğu basına yansımıştır. İstanbul açısından ise bu durum geçerli olmamıştır. İçişleri Bakanlığı, 1 Mayıs’ta 78 ilde 212 etkinliğe 286 bin kişinin katıldığını açıklamıştır. İktidarın verdiği sayılar genel olarak güvenilmez olmakla birlikte bu sayılar Türkiye’deki genel 1 Mayıs katılım sayılarıyla ve bu sene için sol yayınlardaki haberlerin yansıttığı görüntüyle paraleldir. Türkiye genelindeki 1 Mayıs miting ve eylemlerine 250-300 bin kişinin katılmış olduğu, bunların küçük bir kısmının doğrudan iktidar destekli Memur-Sen, Hak-İş gibi kurumların çağrısıyla olduğu, büyük kısmının ise muhalif potansiyeli yansıttığı söylenebilir.

Kadıköy’deki 1 Mayıs mitingine 35-40 bin kişi katılmıştır. Geçen yıllarla bir karşılaştırma yapıldığında bu katılımın (mitinglerde kürsülerden ifade edilen “alanda yüzbinlerce kişi var” gibi afaki iddiaları bir yana bıraktığımızda) ortalama bir katılım olduğu görülmektedir. Örneğin, benim notlarıma göre, 2024 Saraçhane eyleminde 15 bin civarında bir katılım olmuştur. Üstelik bu eyleme katılanlar polis saldırısı ihtimaline rağmen katılmışlardır. 2022 yılında da Türkiye genelinde 120-140 bin kişi arasında katılım olurken İstanbul Maltepe Meydanı’ndaki katılım 25-30 bin kişi civarında olmuştur. 2018 yılında ise Maltepe’deki mitinge katılım 100 bin civarında olurken Türkiye genelinde demokratik güçlerin çağrıcı olduğu eylemlere 220-270 bin civarında bir katılım olmuştur. Dolayısıyla hem Türkiye genelinde hem de İstanbul’daki 1 Mayıs katılımları 19 Mart sürecinde ortaya çıkan dinamizmin gerisindedir.

Geçen yıllarda da olduğu gibi İstanbul’daki katılımın küçük bir kısmı çağrıcı emek ve meslek örgütlerinden oluşurken, geri kalanı sosyalist gruplar ve diğer kitle örgütlerinden oluşmaktadır. Örneğin DİSK ve bağlı sendikaların katılımı, 1.500 kadarı Birleşik Metal-İş üyelerinden oluşan, 3.000 – 3.500 kişi civarındadır. Genel-İş’in 400-500 kişilik zayıf bir katılım sağlaması ise bir yandan üyeleriyle ilişkisinin zayıflığıyla öbür yandan belediye işçilerinin bir kısmının muhtemel kayyım vb. ihtimaline karşı “ortada görünmeme” eğiliminin olmasıyla ilişkilendirilebilir. KESK ve bağlı sendikaların katılımı da zayıf olmuştur. Kürt yurtsever hareketi de, kendi özel gündemleriyle meşgul olduğundan dolayı, 1 Mayıs’a kitlesel bir katılım sağlayamamıştır.

Mitinglere, geçmiş yıllara göre daha geniş öğrenci kortejleri katılmıştır. Örn. Ankara’da (Evrensel’e göre) 5.000 kişilik öğrenci korteji oluşmuştur. İstanbul’daki 1 Mayıs mitinginde ise 1.000-1.200 kişi civarında bir öğrenci korteji yer almıştır. Sosyalist partilerden Sol Parti, EMEP ve EHP gençlikleri, bence özellikle bu dönem açısından doğru bir tavırla, öğrenci korteji oluşturma çağrısı yapmış ve bu kortejde yer almışlardır. Yine de öğrenci kortejinin ana gövdesinin “Kemalist”, seküler öğrenciler olduğu söylenebilir. Diğer bazı sosyalist gruplar içinde de okul bayrak ve flamalarıyla katılımlar olmuştur. TİP, TKP vb. gruplar ise öğrencileri kendi kortejlerine çağırarak eyleme katılmıştır. Sonuçta İstanbul’daki öğrenci katılımının nispeten düşük olmasında İstanbul’da iki ayrı çağrı bulunmasının da etkisi olduğu tahmin edilebilir. 1 Mayıs günü sokağa çıkan öğrencilerin büyük kısmının ise Kadıköy’deki eyleme katıldığı anlaşılmaktadır.  

Başını DİSK’in çektiği konfederasyon ve meslek örgütlerinin Kadıköy kararına rağmen Taksim’e çağrı yapan grupların bu boyutta bir çağrıyı başarıyla hayata geçirecek bir örgütlülüğe sahip olmadığı görülmüştür. “Taksim” çağrısı bu sene geçen yıllardan daha örgütlü, daha etkili olmuş olsa ve sosyal medyada etkili olmuş olsa da fiiliyatta bu çağrıya katılım zayıf olmuştur. Çağrı doğrultusunda tahminen 2-4 bin kişi harekete geçmiş ve Mecidiyeköy ve Şişli civarında 400 kişi gözaltına alınmıştır. Çağrı yapan gruplar (ESP, Halkevleri/Öğrenci Kolektifleri, Komiteler/Umut-Sen, Devrimci Hareket/Devrimci Gençlik Dernekleri, Partizan, Sosyalist Mücadele İnisiyatifi, HKP, Kızıl Parti, Alınteri, HDK Gençlik Meclisi, LGBTİ grupları vb.) arasında sosyalist hareketin bazı köklü grupları da olmakla birlikte kitlesel bir hareket sağlanamamıştır. Söylenen sözlerin boyutuyla yapılabilen işlerin boyutu arasında ilişki zayıftır.

Zaman zaman “1 Mayıs’ın DİSK’in inisiyatifinden kurtarılması” gerektiği yönlü söylemler de olmaktadır, bu sene de olmuştur. 1 Mayıs’ta inisiyatifin, başta DİSK olmak üzere, ilerici emek ve meslek örgütlerinde olması Türkiye sınıf mücadelesi tarihinin bir sonucudur. Değişmez değildir ama bu inisiyatif odağının yerine, farklı sosyalist ve demokratik eğilimdeki geniş kitleleri çağrısıyla etkileyebileceğini göstermiş bir inisiyatif merkezi de ortaya çıkmamaktadır. Türkiye sosyalist hareketi bu konuda çok başarısızdır. 1 Mayıs’tan hemen sonra yapılan 6 Mayıs Dolmabahçe eylemlerinin parçalılığı bile “1 Mayıs’ın inisiyatifi bizde olmalı” diyen sosyalist parti ve grupların bu olgunlukta olmadığını göstermiştir. Benzer durum birçok eylemde tekrarlanmaktadır.

2025 1 Mayıs’ının en olumsuz noktası, özellikle Taksim’e çağrı yapan grupların ve çevrelerinin kullandığı, sol içi ilişkileri zedeleyici dil olmuştur. Bu kafayla, bu dille bir yere gidilemez. Faşizme, emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadelede farklı önermeler, tutumlar olacaktır. Farklı tutumlar için “ihanet” kavramından başlayarak kullanılan dil faşizme karşı mücadeleyi zorlaştıracaktır.

Kitle hareketinin dinamik olduğu ancak bir “isyan” halinde olmadığı 1 Mayıs’ta görülmüştür. Kitle hareketi büyük oranda CHP etkisi altındadır. Sosyalist hareket, öncülük yapacak durumda değildir. Eğer doğru politikalar izlenirse zaman içinde bu noktaya gelebilir. Şu an için kısa vadede bu doğrultuda iyimser beklenti oluşturacak bir ortam görünmemektedir.

1 Mayıs önemli bir mücadele günü olmakla birlikte uzun dönemli olarak yapılan çalışmaların, sınıf hareketinin, sosyalist hareketin ve kitle hareketinin mevcut durumunun yansımasıdır. Bugün, sınıf mücadelesini merkeze alan, demokratik eğilimli halk kitleleri arasındaki ortak mücadele eğilimlerini güçlendiren bir çizgi gereklidir. Sosyalistler ve demokratik güçler hem birbirleriyle tartışarak hem kendilerini eleştirerek, eksik ve yanlışlarını gidererek ilerlemek durumundadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Devrimci Gençlik 50 Yaşında